Dijital Diplomasi

Sosyal medyanın geleceğinde nesillerin İnternet ile olan gerçekliği bizi nasıl etkileyecek?

Dijital Diplomasi

Sosyal medyanın biraz daha önemli noktada tutulması, gerek duyulması, dijital diplomasiyi nasıl etkiliyor ve vatandaş gazeteciliğinde gelecekte neyle karşı karşıyayız, bizi neler bekliyor?

Sosyal medyanın geleceğinde nesillerin İnternet ile olan gerçekliği bizi nasıl etkileyecek?

Özellikle benim çok ilgimi çeken; genç nesiller, gazeteciliği bilmeyenler. Bu konuda formasyonu olmayan gençleri artık kabul etmeliyiz. Fenomenler üzerinden yürüyen bir algı var. Bu algı maalesef uzun bir süreçte bizi teslim alacak. Yani gittikçe sayılar artacak ve onların sunduğu bir dünyada yaşamaya başlayacağız. Şimdi vatandaş gazeteciliği noktasında, bunun Rachel Corrie ile başladığını düşünüyorum. Çünkü Rachel bir barış elçisi olarak, sivil bir aktivist olarak Filistin’e gitmişti. Filistin’de oradaki çocuklardan Arapça öğrenmiş, onlara İngilizce öğretmiş, oradaki dertleri görmüş ve sonra buldozerin onu ezmesiyle katledilerek öldürülmüştür. Şimdiki nesil canlı yayında en çok ölüm gören nesildir. Dünya tarihinde bu yoktur, başka hiçbir nesil bu kadar çok ölüm görmemiştir. Bizim artık ölüme karşı verdiğimiz tepkiler de duyarsızlaştı. Bunda sosyal medyanın da çok büyük bir etkisi var. Küçük yaşta çocukların önüne, patlamalardan sonra fotoğraflar düştüğünü gördük. Öte yandan sosyal oyunlar, tamamen boş bir alan ve bu sosyal oyunlarda aklınıza gelebilecek bütün suçlar var: Gasp, yaralama, adam öldürme vs. Tekrar Rachel’a gelecek olursak; ne yaptı geldiği zaman? Filistin çok bilinmiyordu, hâlâ Filistin içinde neler olup bitiyor, bilmiyoruz. Kapalı bir alan orası, sansüre maruz kalan bir alan ve Rachel oradan mektuplar yazdı. O mektupları The Guardian’a yazdı, New York Times’a yazdı, Independent’a yazdı, birçok şey yazdı ve bir kısmı yayınlandı. Kitap hâline getirildi ancak Türkçeye çevrilmedi maalesef. Rachel aslında vatandaş gazeteciliği sorumluluğunu gerçekleştirdi. “Occupy Wall Street” (Wall Street’i İşgal Et) ve “Boston Patlamaları” Amerika’da sosyal medyada yer alıyor. Aslında biz, adım adım sınır tanımayan sosyal medyacılığa doğru gidiyoruz. Sosyal medyacılar her geçen gün bir dünya devi hâline ulaşıyor. “Cat Language” (Kedi Dili) diye bir dil Twitter dilleri arasında var. İnsanlar gittikçe İngilizceyi de bozuyor, Türkçeyi de bozuyor; global köyün geldiği son noktaya doğru gidiyoruz.

Bu noktada sosyal medyadaki küresel aktivistler ve sosyal medyanın bir araya getirdiği sosyal aktivistler neler yapıyor? Bunun süreci ne zaman başladı? Çok bilinmez ama 2001’de Filipinler Devlet Başkanı Estrada yargılanıyor. Yargılanırken kanıtları yok ediliyor. Sosyal medyadan bahsetmiyoruz o zaman. (2005’te sosyal medyadan bahsetmeye başlıyoruz, teknik olarak “web 2.0” tarafına “sosyal medya” diyoruz). Bunun üzerine 2001’de halk sokaklara dökülüyor. İnternet aktivistliğinin ilk örneğidir ve bir milyon halk sokağa dökülür. Bunlar bir süre devam eder ve sosyal medya çağına geldiğimizde İngiltere’deki olaylar vs. sürüyor. İlk kez “citizien journalism” (vatandaş gazeteciliği) deyiminin farkında olan insanlardan bahsediyoruz. Bu Türkiye’de yerleşti mi peki? Hayır, yerleşmedi. Türkiye’de bir fenomen, daha uç bir şey söyleyelim bir troll (internet muzibi) “ben bu işi iş olarak yapıyorum” demez.

Geleneksel medyaya rakip olamıyorlar, çünkü öyle bir donanıma sahip değiller. Biz geleneksel medyadan çok çektik. Türkiye bir dönem tek bir medyanın boyunduruğu altındaydı ve medya aileleri toplum üstünde büyük etkiye sahipti buna rağmen o fenomenlere bir gazetede yazın dediğinizde, tereddütsüz gidip yazdılar. Hâlâ geleneksel medya onların gözünde büyüktür. Benim arzu ettiğim vatandaş gazetecisi, kendinin ve yaptığı işin farkında olan, dünyayı değiştiren, zeki, cesur insanların bir araya gelmesidir. Elbette bunun da, etik ilkelerini bilen, farkında olan kişilerle ilerlemesi gerekir. Bugün kimsenin bunlarla ilgili bir ajandası yok. Öte yandan biraz daha günümüze gelelim. Twitter’ın kuruluş aşamasını biliyor muyuz? Twitter kurulurken Jack DORSEY ve arkadaşı bir masada oturuyorlar. Jack; “bir platform kuralım” diyor, “140 karakter olsun, server maliyetleri düşük olsun” vs. O aralar okudukları “Geçici Otonom Bölge, ontolojik anarşi, şiirsel terörizm” kitabındaki yapının sanal ayağını yapmaya karar veriyorlar. Twitter, geçici otonom bölgenin sanal ayağı oluyor. Kuruluş evresinde adamlar bunları düşünüyor. Jack’in “Twitter’da fazla zaman geçiriyorsunuz” eleştirisini hatırlayalım. Hep bir planla ilerliyorlar aslında. Türkiye’de “İnci Sözlük” sitesinin gelişmesi, bir yerlere gelmesi, “V for Vandetta” filminde kullanılan maskelerin yayılması peyderpey gelen işlerdir. Tekrar Wikileaks’e dönersek, bununla birlikte Arap Baharı’nın tetiklendiğini görüyoruz. Arap Baharı hâlen Türkiye’de üzerinde konuşup, karara bağlayamadığımız bir konudur. Türkiye üzerine planı olmayan tek millet Türkler! Yunanlıların, İranlıların, Rusların bir planı var, Trump’ın var, Robert MURDOCH bir medya devi ve açıklamasında; “on beş yıl sonra geleneksel medyadan, basından bahsetmeyeceğiz” diyor. Yine Philip MEYER 2041’li yıllarda son gazetenin basıldığını göreceğiz diyor. Bir de bu adamlar bunu diyorlarsa hakikaten yaparlar. Biz buna hazır mıyız? Sosyal medya çağında, kamu diplomasisini de bir tarafa bıraktım, bu kadar kaos ve anarşizme giderken anayasal haklar anlamında gençleri korumakla ilgili konularda çalışmalar yapıldığını görüyoruz. Sosyal medyadaki başıboşluk noktasında bugün İsveç’te “Kopizm” diye bir din ortaya çıktı. Bir şeyleri kopyalamak isteyenlerin oluşturduğu bir din. “Scientology”(bilimdini) her yere yayılıyor. Deizm sosyal medya ile zirveye çıktı. Öte yandan Türkiye’de şaşılacak bir durum ama ateist olmak popüler bir şey haline geliyor.

Dijital Diplomasi diye bir kavram doğdu artık. Türkiye’de çok popüler olmadı ama dünyada popüler bir kavram. Twitter diplomasisi örneğin. 3-4 yıldır bahsettiğimiz bir kavram. Cumhurbaşkanımız dünyada takip edilen üçüncü liderdir. Bu önemli bir diplomasi örneğidir. T.C. Cumhurbaşkanlığı 5 dilde sosyal medya içerik yayını yapmaktadır. Dijital Diplomasi konusunu kapatırken bir fıkra anlatmak istiyorum: Köpeğin yolu ormana düşüyor ve leoparın yaklaştığını görüyor. İçinden “beni yiyecek herhâlde” deyip fark etmemiş gibi yaparak arkasına dönüyor ve alelacele bulduğu eski kemikleri bir araya toplayıp; “bu leopar da ne lezzetliymiş” diyor. Leopar kemikleri görüp köpeğin söylediklerini duyunca hemen oradan uzaklaşıyor. Ama olanı biteni uzaktan seyreden maymun leopara köpeğin onu kandırdığını söylüyor. Leopar da maymunu sırtına alıyor ve yeniden köpeğin yanına gidiyor. Köpek yeniden kemikleri topluyor ve “şu maymunun getirdiği leopar ne lezzetliydi” diyor… Sosyal medya dili de böyle ve biz onu doğru kullanırsak Türkiye olarak dünya çapında sosyal medyada çok güzel işler ortaya çıkarabiliriz.

Ersoy ERYAN

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER