Uygarlık Tarihinin Karakutusu

Bugün Şanlıurfa kent merkezine yaklaşık 15 km uzaklıkta uygarlık tarihi bilgilerimizi altüst edecek önemli bir merkezde çalışmalar hızla devam ediyor. Burası “Göbeklitepe”

Uygarlık Tarihinin Karakutusu

Alman arkeolog Klaus Schmidt tarafından 1995 yılında başlatılan kazılar 2014 yılındaki ani ölümüne kadar devam etmiş. Günümüzde de yaklaşık olarak 11.600 yaşında olan Göbeklitepe’nin gizemini keşfetmeye yönelik araştırmalar hız kesmeden devam ediyor

Bu uygarlık tarihi açısından “Paleolitik” yani Eski Taş Çağı’nı yaşamakta olan insanların avcılık ve toplayıcılık ile yaşamalarını sürdürdüğü, Buzul Çağı’nın sona erdiği, insanın çömlek, yazı ve tekerlek ile henüz tanışmadığı bir dönemi karakterize ediyor. Tekerleğin bilinmediği ve yük hayvanlarının ehlileştirilmediği bu dönemde böylesine devasa anıtlar nasıl inşa edilmiş olabilir?

Buradaki yapıları inşa edebilmek için son derece gelişmiş bir örgütlenmenin gerekli olduğu ve bu örgütlenme içinde duvar ustaları, kazıcılar, taş ocağı işçileri ve taşları taşıyacak yüzlerce insandan oluşan olağanüstü bir işgücüne ihtiyaç duyulmuş olmalı. Diğer yandan bu inşa projesinin insanları birlikte çalışmaya ve birbirlerine güvenmeye zorladığı, bunun da bütünleştirici bir etki yarattığı düşünülebilir. Bu merkezi inşa eden insanların beslenme ve barınma ihtiyaçları da araştırılması gereken bir diğer konu.

Göbeklitepe tapınakları Piramitlerden daha küçük olmasına rağmen onlarla aynı organizasyon becerisini taşıyan bir düzeyde.

Bölgenin geçmişi Mezopotam Dikilitaşya, Minos ve Maya gibi medeniyetlerin binlerce yıl öncesine dayanıyor. Bilinen teoriye göre; tarım yerleşik hayata geçmemize, dini öğretiler geliştirmemize ve tapınaklar inşa etmemize imkân tanıdı. Küçük yerleşimler şehirleri, şehirler ise güçlü medeniyetleri oluşturdu.

Göbeklitepe kültürel evrim tarihinde yepyeni bir çığır açtı. Bugüne kadar yaklaşık 90.000 metrekarelik bir alanda kazı ve toprak altı görüntüsünün çıkarılmasına yönelik sismik çalışmalar gerçekleştirildi. Bu alanda daire şeklinde 6 adet tapınak bulundu.

Kazısı henüz yapılmayan 14 tanesi yerin altında gizemini koruyor. Her bir daire “T” şeklinde büyük sütunlarla ayrılmış yüksek taş duvarlardan oluşuyor ve ortalarında 5,5 m yüksekliğinde iki taş sütun yer alıyor. Tapınağın ilk bileşenleri ana kaya üzerine inşa edilmiş ve ortada yer alan iki büyük dikilitaş 10 cm derinliğinde yuvalara oturtulmuştu. Tek parça kayadan oyularak şekillendirilen bu taşlar 5,5 m yüksekliğinde ve yaklaşık 16 ton ağırlığındaydı. Çağının binlerce yıl ötesinden mühendislik bilgisine sahip olunmasının yanı sıra bu taşları şekillendirebilmek için jeoloji bilgisine de ihtiyaç duyulmuş olması önemli bir diğer nokta. Dikilitaşya ların çevresi yaklaşık 2 m boyunda taş duvarlarla örülmüştü. Bu duvar blokları arasına yine yükseklikleri 3-5 m arasında değişen, yaklaşık 11 ton ağırlığı olan “T” şeklinde sütunlar yerleştirilmiş ve dairenin girişine bir de “Taç Kapı” yerleştirilmişti. Bu kapının ağırlığı birkaç ton kadardı. Tamamlanmış dairelerin çapı 10 ila 30 metre arasında değişmekteydi. Eğer bu dairesel odalar yer altına açılan kapılar şeklinde düşünülmüşse tapınaklar ölüm olgusu ve diğer hayatla ilgili olmalıdır. Bu öngörülen tanrısal dünyada da sütunlara betimlenen hayvanların rolü oldukça önemli ve tapınakların inşa amaçlarını anlayabilmek için taş sütunların üzerine yapılmış figürlerin anlamını çözmek bir zorunluluk olarak karşımıza çıkıyor.

Schmidt’e göre yüksek rölyef tekniğinde yapılmış olan bu hayvan tasvirleri birer koruyucu görevi üstlenmişler ve üzerlerindeki işaretler onların sıradan birer dikilitaş olmadıklarının bir kanıtı.

“T”şeklindeki sütunlar “Andropomorf” yani insan biçiminde betimlenmişlerdi.

Figürlerin elleri ortada kavuşmuş ve belden aşağısı tilki postundan yapılmış bir peştamal ile örtülmüştü. Schmidt, yüz betimlemesinden özellikle kaçınılmasını “insan formunda betimlenen bu figürlerin tanrısal bir dünyaya ait olduğu” şeklinde yorumlamıştır. Bu figürler olasılıkla insanlık tarihinin resmedilen ilk tanrıları olmalılar. Daire içinde başsız bir insan betimlemesinin yanı sıra akbaba, akrep ve yılan motiflerinin de bulunması burada defin ritüellerinin yapıldığını düşündürmektedir. Eğer gerçek böyleyse insanlık arihinin en eski tapınakları ile karşı karşıya olduğumuzu söylemek mümkün. Ancak durum yalnızca bundan da ibaret değil. Tepede daha eski yapılar var ve birçoğunun tarihi daha da eski. Tapınaktaki kazılarda çok sayıda hayvan kemiğine rastlanmış.- Bunlar; ceylan, yaban domuzu, alageyik ve yaban koyunlarına ait. Otçul hayvanlara ait hiç kalıntı yok. Bu da Göbeklitepe’de yaşayanların o tarihte avcılık ve toplayıcılık ile uğraştıklarını bize kanıtlıyor. Yani; tarım öncesi bir toplum ile karşı karşıyayız. Bu çok önemli bir bulgu. Çünkü şimdiye kadar kabul gören teoriye göre böylesine bir yapı inşa edebilmek için insanların yerleşik tarım toplumuna geçmiş olmaları gerekmekteydi. Tarım hayatına geçiş zamandan tasarruf sağladı. Yerleşik hayata geçildiğinden insanlar artık her gün yiyecek aramak zorunda değildi ve tapınaklar inşa edecek zaman ve kaynaklara sahiplerdi. Geleneksel bir yaklaşımla bu durum mevsimlere, yiyecek imkânlarına göre yer değiştiren yarı göçebe küçük insan topluluklarına işaret etmektedir. Göbeklitepe su kaynaklarına pek de yakın olmayan bir bölgede yer alıyor. İnsanlar yiyeceklerini ve sularını da buraya taşımak zorundaydı. Bu da bu insanların tapınak çevresinde uzun süre kalmadıkları anlamına geliyor.

Göbeklitepe’yi inşa edenlerin nerede yaşadıkları sorusuna buraya sadece 15 km uzakta Şanlıurfa’da yapılan kazılarda bulunan çakmaktaşından aletler ve ayrıca kent müzesinde sergilenen bir heykelcik cevap vermekte. Yaklaşık 11 bin yaşında olan bu heykelciğin Göbeklitepe’deki sütunlardan farkı yüz hatlarının betimlenmiş olması.

Göbeklitepe’yi yapanlar büyük olasılıkla yüzü olan heykeller yapmasını da biliyorlardı; ancak dikilitaşlarda yüz hatlarını yapmaktan özellikle kaçınmışlardı. Bunun nedeni bir tanrıyı veya olağanüstü bir varlığı resmediyor olmalarıydı.

Göbeklitepe acaba nasıl bir inanç sistemine aitti?

Burasının yapılmasından çok daha önce insanlar bitkilerin hayvanların, taşların ve aslında her şeyin bir ruhu olduğuna inanıyorlardı. İnsan tabiatın sadece küçük bir parçasıydı. Paleolitik çağa tarihlenen mağara resimlerinde insan figürü yok denecek kadar azdı. Bunun nedeni insanın doğa karşısında son derece zayıf bir varlık olmasından kaynaklanıyordu. Ancak Göbeklitepe’de artık insan biçimindeki sütunlar vahşi hayvanlarla sembolize edilen tabiatın üstünde yükselmekteydi. İnsanoğlu artık tabiata hükmeder hale gelmişti. Klaus Schmidt’in teorisi uygarlık tarihi bilgilerimizi tamamen değiştirecek yönde. “Avcı toplayıcılar yalnızca tapınağın ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tarım hayatına başlayıp yerleşik düzene geçtilerse bu Paleolitik döneminin bütünüyle dinsel gerekçelerle sona ermesi demek.” Hayvanları ve bitkileri ehlileştirmemizi sağlayan belki de bu düşünce yapısının oluşmasıydı.

Bu olağanüstü tapınağı kullananlar onu daha sonra gömmüşler. Bunun sebebini açıklamak oldukça güç. Dünyadaki en eski tapınağın çöküşü temsil ettiği din kadar gizemli olmuştur. Tapınak bin yılı aşkın bir süre bölgedeki kültürel yaşamın merkezinde yer almış, hem ritüel bir merkez, hem de keşif ve fikirlerin paylaşıldığı bir toplanma yeri olmuştu. Bu değişim yaşanırken tapınaklar da değişime uğradı. Gömülen tapınakların üzerine daha küçükleri yapıldı. 10 bin yıl önce yapay bir tepeye (Höyük) dönüşen Göbeklitepe tamamen kayboldu. Yerel halklar yerleşim yerlerine bu tapınakların daha küçük bir modellerini (Nevali Çori) yapmaya başladılar. Günümüzde Göbeklitepe uygarlık tarihinin akışını değiştiren ve gizemini korumaya devam eden dünyanın en önemli arkeolojik alanı olarak tarih sahnesinin en önünde yerini almaya devam ediyor.•

Kaynaklar

•Göbekli Tepe En Eski Tapınağı Yapanlar / Taş Çağı Avcılarının Gizemli Anıtsal Alanı, Klaus Schmidt, Arkeoloji ve Sanat Tarihi Yayınları

•Kültür ve Turizm Bakanlığı, Göbeklitepe Kazı Raporları

•The Neolithic in Turkey, Arkeoloji Sanat  ayınları

•Göbekli Tepe Ein Steinzeitliches Bergheiligtum, Klaus Schmidt

Güncelleme Tarihi: 13 Ocak 2021, 10:26

Ersoy ERYAN

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER