Osmanlı'dan cumhuriyete endüstri mirasımız

Osmanlı Devletinde iktisadi faaliyetler geniş ölçüde sanayi devrimine kadar devletin kontrolü altında yürütülüyordu .

Osmanlı'dan cumhuriyete endüstri mirasımız

Osmanlı Devletinde iktisadi faaliyetler geniş ölçüde sanayi devrimine kadar devletin kontrolü altında yürütülüyordu .

Sınai gelişme olmadan altı yüz yirmi üç yıl dünyaya hükmetmiş büyük bir devletin ayakta durabilmesi ve varlığını devam ettirebilmesi mümkün müdür? Devrinde dünyanın süper güçlerine karşı koyabilen Osmanlı yükselme çağlarında ileri bir teknolojiye ve gelişmiş bir sınai sektöre sahipti. Osmanlı devletinde sanayileşme tıpkı Avrupa’ da olduğu gibi Denizcilik ve Tekstil sanayin’ de başladı diyebiliriz.1453 yılında İstanbul’un fethiyle başlayan Tersane , liman ve Top döküm teknolojisindeki üstünlük bunun en bariz misalidir. Bugün bu tesisiler hala ayaktadır ve tesisiler değişik isim ve unvan la üretimlerine devam etmektedirler.

Osmanlı sanayinin gelişimini iki farklı döneme ayırmak gerekir. Çünkü, Osmanlı sanayisi, geleneksel sınai üretim tarzının hakim olduğu dönem ,sanayi devriminin tesiriyle geleneksel sanayilerin gerilediği,değişim ve yenileşme fikirleriyle de batılı sanayilerin faaliyet biçimlerinin esas alındığı 19.yüzyıl ve sonrasında farklı yapısal özelliklere sahiptir.

Osmanlı Devletinde lonca sistemi içerisinde başta pamuklu ve yünlü dokumacılık olmak üzere ipekçilik,halıcılık,dericilik,ağaç işlemeciliği,çinicilik,bakırcılık,demircilik, bıçak, kılıç, kama,tabanca ve tüfek yapan silah imalatçılığı, terzilik, kunduracılık ve kuyumculuk çok gelişmişti. Bu sanat dalları ülkenin çeşitli bölgelerinde babadan oğul a intikal eden meslekler olarak faaliyetini sürdürüyordu.

Lonca bünyesinde faaliyet gösteren küçük iş yerleri genellikle mahalli ihtiyacı karşılarken,ordu ihtiyacını karşılayan veya ihracat için üretim yapan büyük tesisler lonca sistemi dışında meydana gelmiştir.

Yukarıda belirttiğimiz veçhile denizcilik sektöründe sanayileşme 1390 yılında Çanakkale Gelibolu’da zamanın büyük tersanelerinden biri kurularak donanmanın ihtiyacı olan savaş ve nakliye gemileri inşa edilmiştir. Bu çalışmalar 1453 yılında Fatihle zirveye çıkmış dır.,2.Beyazıt ve Yavuz devirlerinde de sürdürülmüştür. Nitekim İstanbul da Haliç,Hasköy ve Cami altı Tersaneleri ve Yavuz devrinde ise Kasım Paşa Tersanesi kurulmuştur. Bugün hala işlemekte olan bu tersaneler Osmanlıdan cumhuriyete bırakılan ağır sanayi tesislerinin en önemlilerindendir.

1792 ise Tersane-i Amire içerisinde teknolojik çağa ayak uydurmak için ise Mühendishane-i Behri Humayun isimli okul kurulmuştur. Aynı tarihlerde ise Avrupa da sanayi devrimi yaşanmaktadır. Bu tesis bugünkü Teknik Üniversitenin temeli olmuştur. Harp sanayinin önemli kuruluşlarından Baruthaneler İstanbul, İzmir, Gelibolu, Selanik ve Temeşvar’da (bugünkü Romanya) bulunuyordu.

Diğer bir sanayi kuruluşu da Tophane-i Amiredir..Bugünkü MKE’nin(Makine Kimya Endüstri Kurumu) temelini oluşturmuştur.

19.yüzyılda Osmanlı sanayi geleneksel yapıların dışında bir gelişme seyri izler. Batı’nın model alındığı bu yüzyılda devlet büyük sanayi tesisleri kurma politikasına hız vermiştir. Büyük ölçekli sanayi işletmelerinin ilk dalgası 1830 ve 1840’lı yıllara rastlar.1840’lı yıllarda toplam bütçe gelirlerinin 1/8’i sanayi alanına,fabrikaların inşa ve üretimine ayrılmıştır. Bu oran 1847-8 de 1/8’den 1/6’ya yükselmiştir. Bu yıllarda Osmanlı yöneticileri Avrupa’dan en son teknoloji kullanan makineler ithal ederek devlet mülkiyetinde bir dizi fabrika tesis ettiler..

1804 yılında Beykoz’da kurulan ve 1836 yılına kadar çalışan Kağıt fabrikası 19.yüzyılda kurulan büyük ölçekli sınai tesislerin öncüsü sayılır.1843 yılında yapımına başlanan ve 1846 yılında üretime geçen İzmir kağıt fabrikası aynı sektörün ikinci fabrikasıdır.

Dokuma ve deri,sabun ve cam sanayi sektörleri ise Osmanlı sanayileşme sürecinde başı çeker. Hatta 18.yüzyılın başlarında ve ikinci yarısında (1703 ve 1777) İstanbul’da ve İzmit’de Çuha (kumaş) fabrikası kurma teşebbüsleri vardır. Beykoz deri ve kundura fabrikası,ordu ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak Evkaf-ı Humayun Nezaretine bağlı Eyüp’te İplik fabrikası (İplikhane-i Amire), Feshane-i Amire Tanzimata gelinceye kadar tesis edilen önemli kuruluşlardır. Ayrıca İslimye Çuha (kumaş) Fabrikası tekstil sektörüne önemli yenilikler getirmiştir.

Tanzimat dönemine girildiğinde bu tür büyük tesis kurma politikası aynen devam ettirilmiş ve “Fabrika-ı Humayun” olarak nitelenen çok sayıda devlet fabrikası kurulmuştur. Bu dönem çoğu devlet eliyle 160 civarında fabrika tesis edilmiştir. Yine aynı dönem içerisinde bir kısım tesisler modernleştirilirken bir kısmı da değişen ihtiyaçlara göre yeniden organize edilmiştir.1836’da üretime başlayan İslimye çuha fabrikası buna güzel bir örnek teşkil eder.1842 yılında İslimye’de ikinci bir fabrika inşasına daha başlanmıştır. Aynı yıllarda ordunun kumaş ve fes ihtiyacını karşılamak amacıyla İzmit Çuha fabrikası (Basmahane) tesis edilmiştir.1850’de özel teşebbüs tarafından el dokumacılığı ve basmacılığı yapmak üzere Bakırköy’de Basmahane kuruldu. Bu fabrika Sümerbank’ın temelidir.

Aynı dönemde sanayi faaliyetleri içerisinde diğer bir gelişme ise birçok üretim biriminden oluşan bugünkü sanayi sitelerine benzer kuruluşların yer almasıydı. Bunlardan ikisi Zeytinburnu tesisleri 1842-43 yıllarında kurulmuş ve demir üretimine yönelik olarak işlemiştir. Bakırköy sanayi kompleksinde ise iplik bükme atölyesi,yünlü ve pamuklu dokuma fabrikaları gibi. tesisler bulunuyordu.

Dokumanın yanı sıra devlet deri sektörüne de el atmıştır.1810 yılında Debbağhane-i Amire’ye dönüşecek olan tesisin kuruluşu 1800’e uzanır. Harbiye Nezareti bünyesinde yer alan fabrika 1842’de makinelerle donatılır. Fabrikada 1884 yılında kundura imal edilmeye başlanır. I Dünya savaşında ordunun deri ve kundura ihtiyacının karşılanmasında fabrikanın büyük katkısı olmuştur. Ordunun ve halkın ihtiyacını karşılayan dokuma ve deri fabrikaları Cumhuriyetin devraldığı belli başlı sanayi kuruluşlarıdır. Bu tesisiler Sümerbank’a ait Beykoz Deri kunduranın temelidir..

Dönem içerisinde Osmanlı özel teşebbüsüne gelince, bu alanda büyük kısmı itibariyle yabancı uyruklu vatandaşlar etkili olmuştur. Osmanlı Devleti Kapitülasyonlarının (teslimiyetci kanunların) getirdiği bazı kolaylıklar, vergi indirimi ve zengin ham madde kaynakları dolayısıyla yabancılar için cazip bir yatırım ülkesi olmuştur..

19.yüzyılın son çeyreğinden itibaren ticaret alanında görülen gelişmenin ve ulaşım iletişim araçlarının etkinleşmesinin de tesiriyle dokumacılık, debbağcılık gibi alt alt sektörlerde ilerlemeler kaydedilmiştir. Mesala 1907 ‘de sınai üretimde % 45 oranında artış gerçekleşmiştir.

I. Dünya Savaşına kadarki dönemde kurulan en büyük sanayi işletmeleri pamuklu, yünlü ve ipekli dallarında iplik, bez ve kumaş üreten fabrikalardı. Ayrıca çeşitli gıda maddeleri, yağ ve sabun fabrikaları ile çimento ve tuğla gibi inşaat sektörüne hizmet eden fabrikalar ve imalathaneler kurulmuştu. Özellikle Osmanlıda sabun sanayi çok gelişmişti.

II. Meşrutiyet yıllarında yapılan sanayii sayımına göre Osmanlı topraklarında sanayi kuruluşlarının % 55 ‘i İstanbul ve çevresi ,%22’i İzmir ve çevresi, %2’si İzmit-Bursa çevresi, %3’ü de Selanik ve çevresinde toplanmıştır. 1913 yılı için toplam 269, 1915 yılı için 282 sanayii kuruluşu yer alır. Gıda sanayi tüm iş yerlerinin % 27, dokuma sanayi yine % 28, kırtasiye sanayi %19,6 deri sanayi %4,6’sını oluşturur. İstatistikte yer alan kuruluşlardan 1915’de 264 kuruluşun 214’ü özel sektöre yani gerçek kişilere aittir. Bunlardan 28 kuruluş ise anonim şirket olarak kayda geçmiştir. Büyük sermaye gerektiren çimento,pamuklu dokuma gibi sektörler anonim şirketler tarafından kurulmuştur. İşletmelerin % 22’si hükümet ve hazine-i hassa elinde gözükmektedir. Yapılan bir araştırmada gerçek kişilere ait işletmelerin % 19,62’si Türk –İslam Unsurlarının ,%80,4’ünün ise gayrimüslimlerin elinde bulunduğu tespit edilmiştir. Savaş yıllarında dağılım büyük ölçüde Türk –İslam unsurlarının lehine gelişmiştir.

Osmanlı sanayi tesislerinin ürettiği ürünler,18.asrın ortalarında Fransız Sefareti tarafından hazırlatılan bir rapora bakılırsa Avrupa sanayi ürünleri ile rekabet edebiliyordu. Mesala Fransız gemicileri kendi yelken bezlerinden % 25 daha pahalı olan Gelibolu bezini tercih ediyor ve boğazdan geçerken bez almadan çıkmıyordu. Çünkü Gelibolu bezi daha kaliteli idi. İslimye’de dokunulan sarı ve kırmızı renkli kumaşlar Avrupada beğenilen kumaşlardı. Yine 18.sonunda gelinceye kadar iç pazar ihtiyacının ötesinde yabancı ülkelere ihracatı yapılıyordu.

Ne var ki Batıda gelişen sanayii devrimi Osmanlı sanayinin rekabet gücünü kıracak ,Batılı sanayi ürünleri Osmanlı ülkesini istilaya başlayacaktır. Avrupa sanayi ürünlerinin rekabetinden bilhassa Osmanlı sanayinin bel kemiğini teşkil eden pamuklu sanayi etkilenmiş, İngiltere/Manchester fabrikalarının ezici rekabetine maruz kalmıştır. Osmanlı Islah-ı Sanayi komisyonunun 1868 tarihli bir mazbatasında 3-4- sene zarfında İstanbul ve Üsküdar da ki kumaşcı tezgahlarının 2750’den 25’e indiği belirtilmektedir. Artık Osmanlıda sanayi mallarını ihraç etmek yerine ham madde olarak ihracına başlanılmıştır. Bu süreç Cumhuriyetin ikinci yarısının sonuna kadar sürmüştür. Anadolu kentlerinde aynı gerileyiş başlamıştır. Mesala Anadolu’nun Diyarbakır,Bursa gibi bölgeleri de dahil olmak üzere değişik yörelerinde 1850’lerde tekstil ürünleri üretimi 30-40 yıl öncesine göre onda birine gerilemiştir.

Osmanlı Devleti Batı sanayinin ihtiyaç duyduğu pamuk, yün, ipek, tiftik ve maden bakımından çeşitli kaynaklara sahipti. Üstelik Osmanlıda Batı mallarını tüketecek bir toplum bulunmasına karşın, Osmanlı sanayide Batı ile rekabet edebilecek güçte değildi. Batı sanayi ürünleri İstanbul, İzmir, Trabzon, Selanik, Samsun ve Beyrut gibi merkezlere de kolayca ulaşabiliyordu. Bu merkezler üzerinden 1850‘li yılların sonlarına doğru inşasına başlanacak demiryolları vasıtasıyla Avrupa malları daha içerilere kadar taşınabilecek,Osmanlı ham maddeleri de aynı yoldan İngiltere ve diğer batı ülkelerine ihraç edilecekti.

Batılı ülkeler açısından görülen bu avantajlara ilave olarak Osmanlı Devletinin iç bünyesinde siyasi zafiyetler de bu bu ülkelere daha başka imtiyazların kazandırılmasında rol oynayacaktı. Yabancı tüccarların karlarını azaltan Osmanlı Devletinde yürürlükteki gümrük mevzuatının değiştirilmesi, yed-i vahid usulünün ilgası Batı mallarının ülkenin her tarafına satabilmek veya oralardan aldıkları Osmanlı mallarını aynı şekilde yurt dışına çıkarabilmeyi mümkün kılan 1838 ticaret antlaşması Mehmet Ali Paşa’nın isyanıyla gerçekleştirilecektir.

Bu anlaşma Osmanlı sanayi için dönüm noktası olmuştur.1820’lerden itibaren başlayan yabancı mal ithalatı anlaşmanın da tesiriyle yüzyılın ortalarına doğru doruk noktasına ulaşmış tır. Zaten Batılı sanayiler rekabet gücü kazanamamış olan Osmanlı sanayi anlaşmanın da getirdiği serbestiyet ile iyice korumasız kalmış ve gerilemiştir. Netice olarak ticaret dengesi aleyhte gelişerek Osmanlı ekonomisi kapitalist dünya ekonomisi yörüngesine girmiş ve 19.yüzyıl boyunca giderek dünya kapitalizmine açılmıştır.

Ersoy ERYAN

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER