Okçular Tekkesi'nin dünü ve bu günü

İstanbul'un fethinden beri yayların kurulduğu okların atıldığı bu mekanı daha yakından tanıyalım.

Okçular Tekkesi'nin dünü ve bu günü

“Ok atmayı öğreniniz ve ondan yüz çevirmeyiniz, zira iki hedef arasındaki mesafe, cennet bahçelerinden büyük bir bahçedir.”

Hadis-i Şerif

Osmanlı coğrafyasına yayılmış, ilk Müslüman-Türk devletlerinden itibaren görülen “Ok Meydanı”; “Cevgân Meydanı”, “Cündi Meydanı”, “Cirit Meydanı”, “Kabak Meydanı” ve “Güreş Meydanı” gibi isimlerle de anılmış, daha çok spor faaliyetlerinin yürütülmesine tahsis edilen birçok meydandan bahsedilebilir. Türk-İslam şehirlerinin kapsadığı alan bakımından oldukça geniş bir parçasını teşkil ettiği düşünülen bu meydanlardan ok meydanlarının kültürel tarihimiz açısından ayrı bir yerde durduğu söylenebilir. Bu yazının konu edindiği İstanbul Okmeydanı dışında Osmanlı coğrafyasında bulunan; Bursa, Edirne, Gelibolu, Amasya, Tokat, Mekke, Cidde, Şam, Maraş, Ankara, Kütahya ve diğer birçok şehirde ok meydanlarının varlığı söz konusudur. Fakat belirtilmelidir ki, İstanbul Okmeydanı, Osmanlı coğrafyasında bulunan mezkûr ok meydanlarından bir vakıf kurumu olması bakımından ayrılmaktadır. Ayrıca ilerleyen satırlarda da daha ayrıntılı bir şekilde ifade ettiğimiz üzere, İstanbul Okmeydanı’nın aynı zamanda kendine mahsus ritüelleri içerisinde barındıran bir tekke olması ve sahip olduğu menzil sayısı bakımından da imparatorluk coğrafyasındaki diğer ok meydanlarından daha dikkat çekici özelliklere sahip olduğu söylenebilir.

İstanbul Okmeydanı

İstanbul Okmeydanı, İstanbul’un fethinden hemen sonra gâzilerin ve halkın ok atması ve toplu halde dua edilmesi için Fatih Sultan Mehmed Han (1451-1481) tarafından vakfedilmiştir. Daha sonra Okçular Tekkesi’ni oluşturacak olan yapıların üzerine kurulduğu bu arazi için, Fatih Sultan Mehmed Han’ın veziri Faik Paşa ile Subaşısı Midillili Davud Bey’i görevlendirdiği ve mezkûr kişilerin meydan dahilinde bulunan bağ ve bahçeleri sahiplerinin rızası ile satın alarak, etrafına sınır taşları dikildiği ifade edilir. Fatih Sultan Mehmed’in meydan ile alakalı korunması ve müdahalede bulunulmamasına dair hassasiyetlerini içeren fermanı günümüze kadar ulaşamamış olsa da Sultan II. Bâyezid (1481-1512) döneminde meydana dair verilen fermanlardan, Fatih Sultan Mehmed’in “meydana bir karış tecavüz edilmemesi, yapı, mezar, su yolu, bağ ve bahçe yapılmamasını” kat’i bir şekilde yasakladığı anlaşılmaktadır.

Bununla beraber, Fatih Sultan Mehmed Han’dan itibaren özellikle klasik dönem ve 19. yüzyılın ortalarına kadar Osmanlı padişahlarının Okmeydanı ve burada kurulan Okçular Tekkesi’ne ayrı bir önem gösterdiği, Fatih Sultan Mehmed’in vakfettiği bu yeri tecavüzlere karşı muhafaza etmeye çalıştıkları, muhtelif zamanlarda ziyaret ettikleri ve burada bulunan görevlilere çeşitli ihsanlarda bulunduklarını kaynaklardan tespit edebilmemiz mümkündür.

Okmeydanı’nın Sınırları

Okmeydanı’nın sınırları ilk vakfedildiği günden itibaren çeşitli müdahalelere maruz kalmış olsa da kaynakların belirtmiş olduğu üzere, Kulaksız Mahallesi evlerinin bittiği yerden başlayarak, Aynalıkavak Kasrı’na doğru devam eden alanı kapsamakta ve Hasköy’ün kenar mahallerini takip ederek Sütlüce üzerine kadar uzanmaktaydı. Öte yandan meydanın sınırları Darülaceze’nin bulunduğu yere doğru bir alana sahip olmakla oradan da Baruthane Deresi’ne kadar inmektedir. Buradan Piyalepaşa Camii civarına kadar varan sınırlar oradan da Sinanpaşa Camii’nin bulunduğu yere kadar varmaktadır. Belirtildiği üzere Okmeydanı’nın kapsadığı bu sınırlar zaman zaman çeşitli müdahalelere maruz kalarak ilk vakfedildiği tarihten günümüze yaklaştıkça giderek daha küçük bir alanı kapsar duruma gelecektir.

Okçular Tekkesi

Fatih Sultan Mehmed’in ok atışları ve topluca dua edilmesi için vakfettiği bu arazi üzerine pek çok padişah ve devlet adamları çeşitli katkılarda bulunmuşlardır. Belirtildiği üzere, Fatih Sultan Mehmed’in Okmeydanı’nı mezkûr amaçlar için vakfettiği sırada, çevresine sınır taşlarının dikildiği ve dua edilmesi için bir alanın tahsis edildiği ifade edilir. Daha sonra II. Bâyezid döneminde de Okmeydanı’na ayrı bir önemin gösterildiği anlaşılmaktadır. Bu anlamda Fatih dönemi önemli devlet adamlarından İskender Paşa, II. Bâyezid zamanında burada bir tekke inşa etmiş ve bu tekkeyi atıcılar taifesine tahsis etmiştir. “Okmeydanı Atıcılar/Okçular ve Tîr-endâzlar Tekkesi” olarak isimlendirilen bu tekkenin, oluşturulma amacı ve faaliyetleri noktasında Türk kültür ve spor tarihi için oldukça önemli ve ayrı bir konumda bulunduğunu söylemek mümkündür. İlerleyen satırlarda da ifade edileceği üzere, Türk-İslâm medeniyetinin önemli bir safhasını temsil eden Osmanlıların, yine aynı medeniyetin tarihi-kültürel birikimlerinden yararlanarak, bir savaş ve spor aleti olan ok ve yayı, Okçular Tekkesi gibi oluşumu ortaya çıkararak, mezkûr fonksiyonlarından daha ileride bir mânâya taşıdığı söylenebilir.

Okçular Tekkesi’nin Bina ve Tesisleri

Okçular Tekkesi, içerisinde bulunan yapılar bakımından da dikkat çekicidir. Bir tekkeden daha çok günümüzdeki spor komplekslerinin içerisinde bulunan tüm gerekli bölümlere sahip yapılar birleşiminden oluşan tekkenin en önemli kısımlarından birisi şüphesiz etrafını, hünkâr mahfili, şeyh odası, meşk odaları gibi yapıların sardığı Okçular Tekkesi Mescidi’dir. Mezkûr mescidinin ne zaman yapıldığı ve bânisinin kim olduğuna dair literatürde tartışmalar mevcut olsa da mescidin Fatih Sultan Mehmed zamanında yapıldığı iddialarına karşın, 1505 yılında, aynı zamanda tekkenin de bânisi olan İskender Paşa tarafından inşa ettirildiği Bahtiyarzâde ve Gelibolulu Mustafa Ali’nin kayıtlarından anlaşılmaktadır. Kaynaklardan anlaşıldığı kadarıyla mescidin ilk yapıldığı dönemde minaresi yoktur. Minarenin daha sonraki bir dönemde, 1770 yılında Kazasker Muhzırı Hacı Ebubekir Ağa’nın yaptırdığı belirtilmektedir. Mescit ile alakalı olarak gerek arşiv vesikaları ve gerekse de dönemin müşahitlerinin kayıtlarından anlaşıldığı kadarıyla zaman zaman doğal afetlerden etkilendiği, belirli yerlerinin zarar gördüğü ve tamir edildiği anlaşılmaktadır. Bu anlamda, 2013 yılında yeniden inşa edilene kadar, mescidin sadece minaresinin bir kısmının varlığından söz edilmekteydi.

Mescid haricinde tekkeyi oluşturan yapılar içerisinde padişahın belirli zamanlarda, davetlerde, sünnet düğünü törenlerinde ve hususi olarak ok atmak ve bunun yanında tîr-endâzların kabza alma törenlerine iştirak etmek maksadıyla tekkeyi ziyaret ettiği zamanlarda konakladığı hünkâr köşkü ve bir manada tekkenin yöneticisi konumunda bulunan meydan şeyhinin odası bulunmaktadır. Halim Baki Kunter’in ifadesine göre bu yapılar arasında meydan şeyhinin odasından başka kemankeşlerin toplanıp oturduğu “meydan odası” olarak isimlendirilen bir de geniş bir salon yer almaktadır. Bunun yanında tekkenin bir de mutfağı bulunmaktadır. Arşiv vesikalarından, yılın belirli dönemlerinde bu mutfakta pişirilecek yemekler için tekke mutfağına hazine-i hassa’nın masraflarını karşıladığı gıda takviyelerinin yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu mutfakta pişirilen yemekler, yılın hıdırellez ile kasım ayları arasında her hafta pazartesi ve perşembe günleri yapılan meydan toplantılarında hazır bulunanlara sunulmaktadır.

Okçular Tekkesi’nde
Düzenlenen Yarışma Türleri

Okçular Tekkesi’nde okla alakalı olarak üç çeşit yarışma şeklinden bahsedilebilir. Bunlar uzun mesafeye atılan, “menzil atışı”; hedefe karşı yapılan, “puta atışı” ve kalın ağaç kütüklerini veya sert maden lehvalarının birkaçını birden delmek için yapılan, “darp vurma atışı”dır. Şüphesiz bu atış çeşitleri arasında en yaygın olanı menzil atışlarıdır. Osmanlı padişahlarının da aralarında bulunduğu kemânkeşler, tekkenin ilk kurulduğu andan itibaren bu atış çeşidinde birçok atış yaparak dünya okçuluk tarihine geçecek rekorlara imza atmışlardır. Bu durumun en bariz göstergesi ise birçoğu yok olup gitmesine rağmen günümüze kadar varlığını koruyan, rekor kırdığı tespit edilen kemankeşin oku attığı yerden mülhem “ayak taşları”, bir önceki kemankeşin attığı oktan uzağa düştüğü yere dikilen “menzil taşları” ve bir kemânkeşin kendi rekorunu geçmesi durumunda, rekoru kırdığı ilk taşa verilen ad olarak “ana taşları”dır. Sayısı daha önceki dönemlerde üç yüzün üzerinde olduğu belirtilen bu menzil taşlarından günümüzde sadece 40 tanesi kalabilmiştir. Bu menzil taşları arasında günümüze kadar ulaşabilen, Okmeydanı Tekkesi’nin ilk şeyhi Şeyh Hamdullah’ın 1105,5 gezlik menzil taşı, Sultan IV. Murat’ın 1070,5 gezlik ana taşı, Sultan III. Selim’in yıldız-poyraz havasıyla attığı 1012 gezlik menzil taşı ve Sultan II. Mahmud’un gündoğrusu havasıyla attığı 1215,5 gezlik menzil taşı gibi taşlar bulunmaktadır.

Okmeydanı ve Okçular Tekkesi’nin Diğer
Kullanım Alanları

Okmeydanı Okçular Tekkesi’nin yukarıda ifade edilmeye çalışılan okçuluk sporuna tahsis edilen mahiyetinin yanında kapsadığı alanın geniş olmasından kaynaklanan İstanbul halkı için taşıdığı başka anlamların da varlığından söz edilebilir. Daha önce de ifade edildiği gibi halkın topluca dua etmesine olanak sağlayan genişliğinin, bu amaç doğrultusunda kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bu konuda bir örnek vermek gerekirse, 1787-1792 Osmanlı-Rus Harbi’nin son safhalarından birini teşkil eden Maçin muharebeleri sırasında, Osmanlı ordusunun Rus kuvvetlerine karşı hücuma geçeceğinin İstanbul’a bildirilmesi üzerine halkın Eyüp ve Ayasofya Camileri ile Okmeydanı’nda toplanarak dua edilmesi istenmektedir. Bu anlamda Okmeydanı’nın topluca dua edilen bir alan olarak, Fatih Sultan Mehmed Han’ın vakfettiği amaçlar doğrultusunda kullanılmaya devam edildiği görülmektedir. Meydanın bir spor ve dua alanı olmasının yanında İstanbul halkı için gezinti ve mesire yeri olarak kullanıldığı da olmuştur. Bunun yanında birçok minyatüre de yansıdığından da anlaşılacağı üzere meydanın ziyafet ve çeşitli merasimlerin düzenlendiği, padişahın da katıldığı şenliklerde esnaf geçitlerinin yapıldığı veya şehzadelerin sünnet törenlerinin yapıldığı bir alan olarak kullanıldığı da anlaşılmaktadır.

Okçu ve Yaycı Esnafları

Öte yandan ifade edilmesi gereken bir diğer durum tekkedeki ve bunun yanında daha geniş olarak İstanbul’da bulunan okçuların, okçulukla alakalı malzemelerini nerden tedarik ettikleridir. Bu anlamda Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde tespit edilen belgelerden hareketle İstanbul’un farklı yerlerinde okçu ve yaycı esnafının oldukça yaygın olduğu söylenebilir. Özellikle Bâyezid Camii’nin etrafında olduğu tahmin edilen Okçularbaşı mahallinde okçu ve yaycı esnaf dükkanlarının yaygın olarak bulunduğu arşiv kayıtlarından anlaşılmaktadır. Yine arşiv kayıtlarından dönemin yay ustalarının isimlerinin, yaptıkları yay adetlerinin ve nasıl bir renk ile tezyinata sahip olduklarının bir ölçüde tespit edilmesi mümkün gözükmektedir. Bu şekilde, 20’nin üzerinde yay ustasının isim listesinin bulunduğu ve kaç tane yay yaptıklarına dair bilgiler içeren bir belgede Sultan II. Bâyezid’in de bir yay imal ettiği belirtilmiştir. Bunun yanında iyi bir kemânkeş olan II. Mahmud (1808-1839)’un kendisine mahsus ok odasının bulunduğu ve bu odada kendisi için değerli olan ok ve yayları muhafaza ettiği yine arşiv belgelerinden anlaşılmaktadır.

Ersoy ERYAN

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER