Merhamet ve Empatiyi Biyolojik olarak anlamak

Son yıllarda toplumda insanların merhamet duygularında aslında bir azalama olmadığı fakat bireylerin diğer kişilerin çektiği acılara karşı göstermesi gereken empati kurma konusunda ciddi anlamda gerilediği görülüyor.

Merhamet ve Empatiyi Biyolojik olarak anlamak

Bir alışveriş merkezinde gezecek ve alışveriş yapacak bir çok mağaza vardır ama hemen hepsi birbirine benzer ve insanı boğmaya başlar. İşte bu boğucu ortamda ufak bir kaçamak için her zaman bir kitapçıya girip yeni çıkan ya da gözden kaçırdığım kitapları incelerim. Son günlerde kitapçıların raflarında hatırı sayılı sayıda “kişisel gelişim” kitabı var. Bu kitaplar başarının sırrını, daha mutlu olmanın anahtarlarını gösterdiklerini iddia ederler. Kişisel gelişim kitaplarının hemen hepsinin ortak özelliği “bireysel” gelişimdir. Başarının bile artık bireysel olarak değerlendirildiği bir toplumsal değişimde çevremizdeki insanlar ile “iletişimi geliştirdiğini” iddia eden sosyal medya, bireyselliği azaltmak bir yana daha fazla arttırmaya başladı. Çevremizdeki insanların, dostlarımızın ve toplumdaki diğer insanların sorunlarını ve dertlerini sadece seyreder ve bir tuşla paylaşır hale geldik. Bireyselleşmenin arttığı bir toplumda egoizm ve narsisizm (merkez bencilik) artarken empati ve merhamet ise ne yazık ki azalmaktadır. Otobüste, vapurda veya metroda sosyal medyada gördüklerimize üzülürken hemen önümüzde yaşanan birçok duruma ise merhamet göstermek bir yana acımasızca yaklaşıyoruz.

Hemen hemen tüm kültürler ve semavi dinler tarafından önemli bir fazilet olarak görülmesine karşın, toplumda giderek merhamet ve empati duygusu azalmaktadır. Merhamet duygusunun azalmasının nedenlerini anlamak ve bireylerde bu duyguyu pekiştirmenin yöntemlerini geliştirmek için çözümler bulurken, merhamet duygusunun beyindeki mekanizmasının daha iyi anlaşılmasının yaralı olacağını düşünüyorum.

Son yıllarda insan beyni üzerine yapılan bilimsel çalışmalar, merhamet ve diğer duyguların insan beyninde yer alan karmaşık bir sistemden oluştuğunu göstermiştir. Merhametli olmak; duygusal hisler, diğer insanlar ile etkileşimler ve diğerler insanların çektiği acılara karşı bilişsel bir değerlendirme bileşenlerini içeren çoklu bir prosedürden oluşmaktadır. Bu prosedüreler insan beyninde duyguları, değer yargılarını ve bilişsel değerlendirme süreçlerini yürüten beyin bölgeleri tarafından hem oluşturulmakta hem de desteklenmektedir.

Empati kurma ve diğer insanların yaşadıklarını anlanmanın temelinde iki önemli beyin bölgesi yer almaktadır. Bu bölgelerden ilki insan beynin ön bölümünü oluşturan “prefrontal sistem” yada “prefrontal korteks” bölgesidir. Bu alan insan beyninde bulunan en geniş alandır ve beyin hacminin yaklaşık %30’luk bir kısmını oluşturur. Bu alanın diğer hayvanlarda insan ile karşılaştırıldığında daha az gelişmiş olduğu görülmektedir. Şempanzelerde tüm beyin alanın %17’sini oluştururken, köpeklerde %7’sini ve kedilerde %3.5’ini kapsamaktadır. İnsanoğlunun yaratılışında bu alanın gelişmiş olarak yaratılması yerine getirdiği görevler göz önüne alındığında şaşırtıcı değildir. Prefrontal alan insan beyninin “yürütücü işlevler” olarak bilinen soyut düşünme, yaratıcı sorun çözme ve hareketlerimizin ardışık işlevlerinin yürütüldüğü bölümdür. Prefrontal korteks hakkındaki ilk bilgilerimizi 1848 yılında bir patlamadan sonra sol frontal lobuna giren demir parçası ile yaralanmış Phineas Gage isimli bir taş ocağı işçisine borçluyuz. Kazadan önce çalışkan, ciddi ve titiz bir insan olan Gage iyileştikten sonra çocuksu ve toplumsal olarak kabul edilemeyecek davranışlar sergileyen kaba ve sorumsuz birisi gibi davranmaya başlamıştır. Prefrontal korteks bölgesinde meydana gelen yaralanmalar veya bu bölgeyi tutan tümörlerde insanlarda belirgin kişilik değişiklikleri gözlenirken, bu insanlar aşırı coşkulu, aşırı hareketli, soyut düşünme yeteneğinden yoksun, duyarsız ve toplumsal kurallara aldırmaz hale gelmektedirler. Bu durumun temel nedeni bu bölgenin çevresel ve içsel verileri tümleştirip amaca yönelik davranışlar bulunmamızı sağlamasıdır. Merhamet göstermek için kişinin öncelikli olarak empati kurması gerekir ve empati kurmanın temelinde öncelikli olarak karşıdaki insanın çektiği acının anlaşılması gerekir. Sosyal etkileşimlerde ortaya çıkan merhametli davranışlar, sorumluluk, sempati ve güvenilirlik gibi özellikleri içeren bir sosyal çıkarım mekanizmasına dayanır. Sosyal çıkarım mekanizması çoğunlukla “Zihinselleştirme” olarak adlandırılan ve karşısındaki diğer insanların o anki ruhsal durumlarını anlama ve yaptığı davranışların nedenlerini bu durum ile ilişkilendirme yeteneğine bağlıdır. Yapılan çalışmalar prefrontal kortekste bulununan belli bölgelerin sosyal çıkarım mekanizmasında yer aldığını göstermiştir. Özellikle prefrontal korteks zedelenmesi bulunan hastalarda görülen kaba ve düşüncesiz davranışlar da bu bulguları desteklemektedir. Beynin bu alanının beynin diğer bölgeleri ile yaptığı bağlantılar sayesinde insanlar diğer insanların yaşadığı duygusal acılara duyarlılık göstermekte, diğer insanları etik açıdan yargılayabilmekte ve diğer insanların duygularından anlamlar çıkarabilmektedir. Sadece insanoğluna bahşedilen bir yetenek olan yürütücü işlevler, öğrenme süreçleri ile gelişmektedir.

İnsanlarda merhamet ve empati kurmada yer alan diğer önemli beyin bölgesi beynin iç bölgelerinde yer alan, hissetme yeteneğini oluşturan ve temel dürtüleri denetleyen “limbik sistem”dir. Bu sistemde “amigdala” olarak isimlendirilen “Duygusal Hissetme” sistemini kontrol eden küçük bir alan bulunmaktadır. Bu milimetrik alanın kontrol ettiği duygusal hissetme sistemi insanların korku, öfke gibi temel ve basit duyguları hissetmelerini sağlar. Bu duygulara karşı gösterilecek davranışsal yanıtlar için gereken motivasyon yine limbik sistem tarafından oluşturulmakta olmasına karşın insanaların vereceği davranışsal tepkileri için gereken ayrıntılı şemalar ise sosyal kavramları oluşturan, moral ve toplumsal bir denetçi olan prefrontal korteks tarafından oluşturulur. İşte bu sebepten ötürü insanalar çok korktukları bazı nesnelerin veya durumların üstüne gidebilmektedir. Kapalı alanlardan korkan bir anne, çocuğu hastalandığından bu korkusunun üstüne giderek çocuğunun yattığı hastanede tek başına asansöre binme davranışını gösterebilir. Duygusal hissetme sistemi diğer insanların çektiği acılara karşı duygusal tepkilerimizin oluşmasında, diğer bir deyiş ile merhamet duygusunun oluşmasında da kilit rol oynar. Bu sistem sayesinde diğer insanların yaşadıkları olumsuzluklar, acılar, kayıplar karşında merhamet duygumuz oluşmaktadır.

Merhamet ve empati kurmanın toplumda azalmasının nedeni konusunda bir psikiyatrist olarak gözlemim şudur:

“Son yıllarda toplumda insanların merhamet duygularında aslında bir azalama olmadığı fakat bireylerin diğer kişilerin çektiği acılara karşı göstermesi gereken empati kurma konusunda ciddi anlamda gerilediği yönündedir.”

İnsanoğlu kendisine bahşedilen prefrontal korteksi yani yürütücü işlev merkezi ile kendi davranışlarını kontrol edebilmekte ve her geçen gün yeni kabiliyetler kazanmaktadır. İnsanlar prefrontal korteksin bahsettiğimiz işlevleri sayesinde okuyor, yazı yazabiliyor, cep telefonlarını kullanabiliyor. Bu alanlarda her gün kendini geliştiren insan, ne yazık ki beynin aynı bölgesi kullanılarak yapılan merhametli davranış konusunda ise bu tip davranışları artık toplumsal alanda yapmadığı için geriliyor. İnsanlar limbik sistemleri sayesinde diğer tüm memeli hayvanlar gibi duygularını herhangi bir düşünsel çaba olmadan hissederler ve yürütücü beyin işlevleri sayesinde bu duygularını ya tamamen yada kısmen kontrol altında tutabilirler. Merhamet duygusunu insanların büyük bir çoğunluğu çok yoğun hissetmelerine karşın merhamet davranışı konusunda ise yerli yanıtları oluşturamazlar. Sosyal medyada paylaşım yaparken sosyal etkileşim mekanizması kullanılmadığı için burada duyulan sadece merhamet hissidir. Ama karşılaştığımız bir çok olumsuzluk içinse sadece paylaş tuşuna basma davranışı göstermekteyiz. Bu bizim merhamet duygusunu duymadığımız veya merhametsiz olduğumuz anlamına gelmez. Ancak merhamet duygusuna yanıt vererek gönüllü olarak yardım etmek, yardıma muhtaç insanlara duygusal yada fiziksel destek olmak gibi davranışlar göstermek konusunda ise en basit deyimle tembel davranmaktayız.

Bu konudaki diğer bir gözlemimde, insanların azalan merhamet davranışlarının sonucu duydukları vicdan azaplarını azalmak içinse gündelik hayatlarında da çok kullandıkları bir psikolojik mekanizmaya yönlendikleridir. “Mantıksızlaştırma” olarak isimlendirilen bu mekanizma ile insanlar yaptıkları eylemlerin nedenlerini kendileri yerine başka insan veya nesnelere yönlendirip yaptıkları eylemin aslında “mantıklı” ve “doğru” olduğuna dair kendi içlerinde sanal bir haklılık oluşturarak vicdani rahatlama sağlamaya çalışmaktadır. Çocukluk döneminde sıklıkla kullanılan ve o dönem içinde bakıldığında normal olarak kabul edilebilecek bir savunma mekanizmasıdır. Salonda top oynarken annesinin vazosunu kıran çocuk, durumun kendi suçu olmadığı, bunun annesinin vazoyu masanın üstüne koymasından kaynaklandığını söyler. Hem zaten masanın üstünde vazo hiç işe yaramamaktadır. Ama ne yazık ki yetişkin insanlar da zaman zaman yaşadıkları sorunlar karşısında bu mekanizmaya başvurmaktadırlar.

Yardıma muhtaç insanlara yardım etmediğinde duyduğu vicdan azabı konusunda ise kendilerinin bu konuda maddi olarak yeterli olmadığını ve bunun için devletin yeterli kaynağı olduğu yönünde bir mantıksallaştırma düşüncesi oluşturmaktalar. Halbuki bir bayram günü Darülaceze’yi ziyaret edip, orada ikamet eden yaşlılarımızın ellerini öpmek ve bayramlarını kutlamak için büyük bir maddiyata ihtiyaç yoktur. Bir İstanbul kart bunun için yeterlidir. Alacağımız hayır duası ise bu vicdanı rahatsızlığı giderecek en iyi ilaç olacaktır.

Güncelleme Tarihi: 29 Mayıs 2018, 14:37

Ersoy ERYAN

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER