Kara Fatma

Bu sayımızda sizlere Araştırmacı-Gazeteci- Yazar İlknur Bektaş aracılığı ile Kurtuluş Savaşımızın sembol isimlerinden; unutulmaz kadın kahraman ve ilk kadın üsteğmenimiz Fatma Seher Hanımdan, namı-diğer Kara Fatma’dan bahsedeceğimiz bir röportajımız var…

Kara Fatma

Öncelikle sizi tanımayan ya da merak eden okurlarımız için kendinizden ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?

Gazetecilik eğitimi aldım. Fotoğraf bölümü mezunuyum. Ayrıca Türk Dili ve Edebiyatı alanında eğitim almaya devam etmekteyim.

Uzun yıllar yazarlık ve okuma ekseninde gezindim. 7 yıl araştırdığım Milli Mücadele Kadınlarını ve Kahramanlık öykülerini yazdım. Bu konuda 3 toplamda 7 kitabım var. Eğitim hayatıma iki çocuğum varken devam ettim. Önce iyi bir anne olmaya çalıştım.

“Milli Mücadelede Bir Kadın Üsteğmen Kara Fatma” kitabının ardından “İstiklalin Cesur ve Kayıp Kadınları”, “Milli Mücadelenin Cesur ve Kayıp Kadınları” adlı adından da anlaşılacağı gibi bizim coğrafyamızın emektar, vefakar, her türlü zorluğuyla mücadele eden kadınlarımızı araştırıp belge ve bilgileri ile kaleme aldım.

Milli Mücadelenin Cesur ve Kayıp Kadınları kitabımı tiyatroya uyarladım ve sahnelendi. Milli ve manevi duygusu yüksek, ışığından müziğine çok başarılı bir görsel zenginlikle İstanbul’da neredeyse tüm Kültür Müdürlüklerinde ve Anadolu’da defalarca sahnelendi. Eser ve konu açısından oldukça güzel ve başarılı bir adım oldu.

İnsanlarımızı kulaktan dolma, muğlak bilgiler yerine en doğru şekilde aydınlatan eserler ile kahramanlarımızla yeniden buluşturmuş olduk.

Araştırma ve çalışmalarımla bir çok ödül aldım, şükürler olsun. Hatta kitaplarımdan önce İstanbul Kültür Müdürlüğü ile Taksim Metroda “Seyrİstanbul” adlı bir fotoğraf sergim oldu. Çeşitli gazete ve televizyonlarda çalıştım. Belgesel ve kültür sanat programları yazıp, hazırladım.

Kitabı henüz okumayan okuyucularımız için Kara Fatma’dan bahseder misiniz? Fatma Seher kimdir?

Kara Fatma’yı anlamak için önce dönemi ve memleketi iyi anlamak lazım. Toplumsal ve siyasal ortamın karmaşasının yanında memleketimizin her yanı yağma ve istilalarla zapt edilmiş, millet kadın-erkek, çokluk-çocuk cepheye koşuyordu. Pisi pisine hunharca öldürülmektense şerefinle namusunla ölmek yeğdir. Zaten kadınların ölümleri de bambaşka acıları barındırıyor. Savaşlar uzun ve cepheler öyle çok yerde ki artık erkeksiz köyler var. Savunmasız kalan kadın ve çocuklar başlarının çaresine bakmak zorundaydılar. Bir kurşunla ölmekten öte bir felaket bekliyordu onları. Çocuk ve kadınların namusuna el uzatılması ölümden büyük korkularıydı bizim namuslu ve imanlı analarımızın. İşte o analardan biridir Üsteğmen Kara Fatma. Ailesinden 23 insanı kaybetmiş. Eşini iki oğlunu vatan uğruna şehit vermiş. Yılmamış kendi evlatlarının yerine koymuş tüm evlatları. Onlar için ateşe koşan bir cengaverdi o…

Neden kendisine Kara Fatma adı verilmiş?

Aslında tüm okuduklarımızdan aynı algıya varıyoruz ama kendi öz yeğeni ile konuştuğumda teyzesinin kısa kızıl saçlı yeşil gözlü olduğunu öğrendiğim gün, siyah beyaz fotoğrafların dışında iki satır bilgi ile ne eksik ve yanlış hükümlere vardığımızı da gördüm. Kısa boyludur. Ortalama 1.45 cm. boyundadır. Onun cesareti boyundan posundan değil yüreğinden gelir.

Bu çalışmayı nasıl gerçekleştirdiniz? Hakkında yeterince yazılı bilgi ve arşiv metni var mıydı?

Kara Fatma gerçekten çok önemli bir isim fakat maalesef ne acıdır ki bizlere yeterince tanıtılmamış ve zamanla unutulmuş bir kadın kahraman.

Oldukça zordu. Roman ve atfedilen birkaç çalışma vardı ama efsaneden öte gidecek benim aradığım nitelikte konuyu ortaya koyan bir çalışma yoktu. Onu araştırmam 4,5 yıl sürdü. Belgelere ulaşmak öyle kolay değildi. Zaten pek çok belge de Osmanlıcaydı. Bu konuyu çözmek için Osmanlıca öğrendim. Milli Savunma Bakanlığı ve Genel Kurmay Başkanlığı belge ve kaynaklarını taradım. Yaşadığı sürece geçtiği güzergahları, tüm yurt kütüphanelerini ve eski gazeteleri taradım. Kısaca cümleleri, anıları, kayıtları sabırla uç uca eklediğimde bu eser ortaya çıktı.

Bu kitabı yazmanızdaki
sebep neydi?

Ne yazık ki bir reddediliş öyküsünün inatla başarıya evriliş öyküsüdür bu kitap. Dünya Kadınlar Günü için özel bir program teklifi sunmak için kadın kahramanlarımızı anlatacak bir televizyon programı projesi götürdüğüm önemli bir televizyon kanalı “Bu konuyla kimse ilgilenmez, reytingi de olmaz, dünya kadınlarını eklersen belki!” dediğinde milli ve manevi duygularım rahatsız oldu. O gün ben de bunları gün yüzüne çıkartmaya kendime söz verdim. İşte bu kitabın çıkış öyküsü budur.

Biz mahcubiyetle sizin aracılığınız ile tanıdık Kara Fatma’yı. Tanıdık diyorum çünkü pek çoğumuz onu bilmiyoruz. Medyadaki kadın kahramanlara olan ilgi sizin çabalarınızla oluştu sanki. Sebebi sizce nedir?

Estağfurullah. Ben elimden geleni yaptım sanırım, sıra kıymet bilen okurun. Böyle uzun ve meşakkatli araştırmalarla ortaya çıkan eserler destek bulursa rüzgar daha da hayırlı yönde değişecektir.

Şükürler olsun ortaya konan eserler kendi mecrasını kendi açtı. Bu alanda çalışılmış nitelikli bir kaynak eser yoktu. Araştırma kitaplarım açığı kapatan kaynak kitaplar oldu. Gölgede kalan analarımıza hürmet göstermek, dokunulmamış kıymetli bir alandı. Ben vefa duygusunu hatırlatmak istedim öncelikle.

Toplumun her katmanına ulaşmaya çalışıyorum. Tabii ki ilgi meselesi önemli. Yönelimler birbirinden farklı. Tüm bunları birleştiren unsurları ortaya koyan bir vefa projesi yapmaya gayret ediyorum. İyi kitap demlenen çay gibidir. Durdukça demini alır. Daima okuru olur. Kütüphanelerde yerini alır. İnşallah benimkiler de öyle olur.

Peki Kara Fatma’nın eşi kimdir?

Binbaşı Ahmet Bey Kafkas cephesinde şehit olmuş. Bu kadar yürekli bir kadının askeri kabiliyetinde eşinin rolü büyük olmalı. Aslında aşk, vatan ve millet sevgisi ile bütünleşti bence. Vatanseverlik duygusu çok yüksek bir kahraman olmasını sağlayan duygu da bu. Ayrıca iki evlatla baş başa kalıyor. Hem başarılı bir kadın asker hem de ana…

Bir Anadolu kadınını ancak iptidai şartlarda böylesi büyük liderlik özelliği yüklenmesi açıklar. Hiçbir askeri bilgisi olmadan bu kadar başarılı bir hakimiyetle düzenli bir ordu yönetiyor? Kendisine bir müfreze teslim ediliyor.

Eşinin rolü tartışılmaz. Alaylı bir Binbaşı olan dervişlerden Ahmet Bey çok değerli bir askerdir. Görevi gereği birçok cephede yer almış. Eşini ve oğullarını bu konuda bilinçlendirmiştir. Öyle olmasa bağından bahçesinden dışarı çıkmamış bir kadının cepheden cepheye koşmasını ve en önde mücadele vermesini açıklayamayız. Üstelik Kara Fatma sorumluluk sahibi, dobra ve mert bir kadındır.

Üsteğmen rütbesini nasıl aldı?

Mustafa Kemal Atatürk ile defalarca bir araya gelir. İlk karşılaşması ve askerliğe müsaade alması çok konuşulur. Onu görebilmek için İstanbul’dan Sivas’a kadar kah yürüyerek kah at üzerinde oldukça meşakkatli bir yolculuk sonunda Paşa’nın huzuruna varır. Görüşmek istediğini bildirir. Hemen kabul edilmez. Israrları sonucunda karşısına siyah çarşafı ile çıkar ve peçesini açarak eşinin de rütbeli bir asker olduğunu ve cepheye katılmak istediğini söyler. Böylece gerek çete kuvvetleri gerek askerlik görevi ile milli müdafaya katılmıştır.

Kara Fatma hangi
cephelerde savaştı?

İzmir, İzmit, Bursa, İznik, Sakarya, Sapanca, Adapazarı, Düzce, Hendek, Afyon ve eminim kayıtlarda olmayan nice yerler mevziler cephelerde ter dökmüştür. Şunu da eklemeliyim; araştırmalarımda bulduğum ve kitabımda da yer alan tüm fotoğraflar belgeler ve röportajlar İnternette paylaşım rekorları kırdı, Wikipedia’da kaynak olarak yer buldu. Örneğin; hakkında New York Times’da haberler yapılmış bir kahraman o.

Eşi ve iki oğlunu yitirmiş... Peki Milli Mücadeleden sonra neler oldu Kara Fatma’nın yaşamında?

Savaştan sonra geri gideceği evi, eşi, çocukları ve yakınları kalmamıştır. Yurdun birkaç şehrinde yaşamaya çalışır ama en son zamanın belediye başkanı aynı zamanda bir Erzurumlu olan Lütfi Kırdar tarafından. İstanbul Kasımpaşa’da bir vakıf evine yerleşir. Çok fakir ve zor yıllarıdır milletimiz için. O da bu dönemde, bu zorlukları yaşar. Yalnızlığı çok hisseder. İnsanların resmi ve özel bayramlarda ziyaretine gelmesi ile çok mutlu olduğunu tanıklarından dinledim, biliyorum.

“En çok savaştan sonra ona ne oldu?” sorusu geliyor. Milli Mücadeleden sonra ona sahip çıkılmadı mı? Bu dillere destan kadın kahraman cephedeki mücadelelerden başarıyla geçerken hayat mücadelesinde neler yaşadı, sorusu ile karşılaşıyorum. Bu yüzden bunu açmak istiyorum.

O dönemde durumuna baktığımızda; daha birkaç yıl öncesinde evi, eşi çocukları olan köyünde mazbut bir yaşamı olan kadın, bir anda onları kaybetmenin acısı ve hırsı ile dağ-taş aşan, düşmanın gözüne baka baka ateş eden bir savaşçı olup çıkmıştır. Orada o 1.45 boyunda bir devdi. Kimsenin onu engellemediği, dur durak bilmeyen bir asker, bir “üsteğmendi” o. Bir Türk kadını için en üst makam. Savaş mücadelesinde galip olmuş, hayat mücadelesinde zorlanmıştı. Kendisine destek olacak kimsesi yoktu. Ağabeyi haksızlıklar karşısında susmayan bir kabadayı olmuştu. (Cephelerde gözünü budaktan sakınmayan bir adam olduğundan adı Deli Sülo olarak bilinir.) Ve bir gün onu Tophane’de sırtından vururlar. Onun ölümü Kara Fatma’yı bitiren son darbe olur. Bütün sevdiklerini kaybetmiştir. Çok çok hasta olur.

Kara Fatma’nın
Darülaceze ile
teması nasıl olmuş?

Evet Darülaceze’de hastanede 11 gün tedavi için yatmış ve orada vefat etmiştir. Öyle düşünülenin aksine aç ve perişan ölmemiş yani. Orada bakımı, beslenmesi ve sağlık hizmetleri yapılmıştır. Millete kahraman Darülaceze’de kimsesiz öldü algısı yayılmaya çalışılıyor. Buna katılmıyorum. Ziyaretçileri ile çekilmiş fotoğrafları var elimde. O dönemde evine en yakın hastane Sultan Abdülhamit Han’ın yaptırdığı büyük ve kıymetli bir yerdir Darülaceze müessesesi

Kendisine verilen maaşı
Kızılay’a bağışlamasının
sebebi nedir

Kendi fakru zaruretini önemsemez. Onun gibi vatanperverlerin en büyük derdi memleketin hal ve ahvalidir. Ben nasıl olsa bir boğazımı geçindiririm. Memleket kalkınsın. Ben para için savaşmadım, diyecek kadar mert ve tok gözlü bir kadındır Kara Fatma.

Mezarı neden kayıptı?
Sizin girişimleriniz ve bir
kitabın zaferi ile artık bir anıt mezarı var diyebiliriz miyiz?

Evet mezar yeri 59 yıl muamma olarak kaldı. Uzun ve ısrarlı araştırmalarımla mezar defin kayıtlarına ulaştım. Mezar yeri ve adası kesin belli idi. Fakat noktası kayıptı. Bunun üzerine birtakım başvurular, televizyonlardan radyolardan ve gazetelerden çağrılar yaptım. Yüzlerce insan aradı bu konuda, bilgi ve anılarını paylaştılar. Çok sağ olsunlar Sayın Cumhurbaşkanımızı da bilgilendirdim ilgilendiler, Genel Kurmay Başkanlığımızın da alaka ve destekleri ile Türk Kızılayı Genel Müdürlüğü, İstanbul Mezarlıklar Müdürümüz ve Mermerciler Odasının da iştirakleri ile Anıt Mezarı yapıldı. Kasımpaşa Kulaksız’da yani kaybolduğu ve gömülü olduğu mezarlıkta artık bir dua edilecek alanımız var.

Bir de geçtiğimiz günlerde sokak ismi konusunda, 2014 yılında Beyoğlu Belediyemize ve Meclisimize dilekçe ile başvurmuştum. Oturduğu sokağını ve evini tespit ettiğim için hatırlanması ve bilinmesi açısından emek vermeye değer diye bir girişimde bulundum. Aralık 2017’de İl Genel Meclisimizde onaylandı. Büyük bir mutluluk duyarak açılışını Belediye Başkanımız Ahmet Misbah Demircan ve Milletvekilleri, Kaymakamımız ve halkımızın yoğun ilgisi ile vefat yıl dönümünde gerçekleştirdik. Yurdun dört bir yanından tebrik, teşekkür ve dualar içeren mesajlar aldım. Televizyon, yazılı ve görsel basın bu konuya geniş yer verdi. Destek olan tüm kurumlara ve katılımcılarımıza teşekkür ederim. Artık Milli Mücadelenin Cesur ve Kayıp Kadınları Anma Törenini dualarımızla her yıl gerçekleştiriyoruz. Vefa en çok bize yakışır diye Allah müsaade ettikçe anneler ve kızları olarak bu etkinliği sürdürmeye kararlıyım.

Milli mücadeleye destek olan kadınlarımızın neredeyse hepsi isimsiz kahramanlar. Neden onların isimlerine hikayelerine ulaşamıyoruz? Neden nitelikli çalışmalar yok onlar hakkında? Kayıtlar tutulmamış mı?

Savaş arşivimiz hakkında nitelikli çalışmalar var ama sayıları çok fazla değil. Kadın kahramanlarımız aslında kayıt olmak için bir yere başvurmamış. Hatta öyle bol zamanları, düşünecek fırsatları da olmamış. Savaş yıllarında eşi, babası ağabeyi, kardeşi, oğlu ya şehit oluyor ya ağır yaralı geliyor. Yokluk var, fakirlik var. Geleneksel görevleri, rolleri var. Kimse geniş zamanları olup gidip askere gönüllü yazılayım diye bir şey yaşamamış.

Onlar durumun vahametini kestirip öne atılmışlar. Bunların isimleri ya aile, komşu söylenceleri ile ya da kayıp olduklarında askerlik şubelerine yapılan başvurularla ortaya çıkmış. Öyle kayıplarımız var ki, evler bombalanmış, cepheye giden dönmemiş, kimin ne zaman nerede şehit olduğunu tam ayırt etmeyi geçtik, sayısını bile netleştiremiyoruz…

Bizim kadınlarımızın köylüsü şehirlisi vatan müdafasına gönüllü koşmuş. Kimi geri hizmette Kızılay (eski adı Hilal-i Ahmer Cemiyeti) gibi birçok hayır cemiyetine, kimi cepheye en öne atılmış. Kayıtlarımız yetersiz belki ama daha okunmamış 8 milyon evrakımız var Osmanlıca. Şimdi bizim iyi yetişmiş evrak okuyucu ordusuna, araştırmacılara ve onların desteklenmesine çok ihtiyacımız var.

Ersoy ERYAN

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER