Kapı ve İnsan

Kelime anlamı olarak ne kadar birbiriyle alâkasız görünse de, mana itibari ile oldukça paralel iki kavramdır kapı ve insan.

Kapı ve İnsan

Kelime anlamı olarak ne kadar birbiriyle alâkasız görünse de, mana itibari ile oldukça paralel iki kavramdır kapı ve insan. Umudu, fırsatı ve bir halden başka bir hale geçişi anlatır. Gücü de temsil edip, aidiyet, sığınma ve güvenliği çağrıştırır. Bir geçiş, akış ve bağlantı yeridir ikisi de.

İnsanlığın tarihine denk düşen bir geçmişi vardır kapıların. İnsanlığın tarihi kapıların tarihidir de denilebilir. Doğarak bir kapıdan giren insanoğlu, öldüğünde başka bir kapıdan çıkarak yoluna devam eder.

Dış dünya ile iç dünyası arasında bir perde olan kapılar hayatın anahtarıdır. Yapısal anlamda şekli şemali gittikçe basitleşmeye doğru kaysa da , simgesel anlamda önemli bir mekanizmayı anlatır. İçeriyi dışarıya, dışarıyı da içeriye kapar. Bazıları dışımıza bazıları içimize açılır. Geçen zamanda duvar değişmese de, kapı değişir.

İnsanla benzerliği çoktur kapının. İkisi hakkında da ön yargılara sahibizdir. Açmadığımız ve ardında olanları bilmediğimiz kapı da, görünüşüne bakıp bir kelam dahi etmediğimiz insan da bu ön yargılardan nasibini alır. İlk pervazı açılan kapının ardında gördüklerimiz, ilk kez konuştuğumuz birinin ağzından ilk dökülen kelimeler gibidir. İkisi de bizi yanıltıp, mahcup edebilir.

İnsan gibi çeşit çeşittir. Kimisi boyalı, cilalı ve süslü, kimisi sadece ahşaptan doğal haliyle. Öyle kapılar vardır ki, uzun zamandır açılmamış. Kararmaya başlamış gövdesi, pas tutmuş menteşeleri ve çürümeye yüz tutmuş kollarıyla, öylesine geçmiş yılların izini taşır üzerinde. Biri gelip açmaya çalışsa oldukça zorlanacak ve çıkaracağı gacırtılı o menteşe sesi, ürküntü verecektir.

Maddesel ve duygusal bariyer olan kapıları, elbette tek başına mânâlandırmak uygun değildir. Bulunduğu zemin ve zamana göre farklı anlamlar kazanır. Bir saray kapısı ile bir lavabo kapısı elbette bir değildir. Geçmişteki kapılar tokmağından malzemesine, işçiliğinden basamaklarına kadar farklılık gösteren, ardındaki hayat hakkında ipuçları sunan bir kimlik niteliğinde idi. Şimdiki “çekiniz, itiniz” yazılı kapılar ise , bu derinlikten fersah fersah uzaktır. Bir stil ve dizayn malzemesi olup çıkmıştır.

Hayatın en önemli sembollerinden olan kapılar, geçmişle bugünün sırlı bir iletişim aracıdır. Geleneğin taşıyıcısıdırlar. Eski uygarlıkların kalbi olan başkentlerine girilirken selamlanan kapılar, yerini insana bıraktı. İnsan hayatın başkentidir ve selamın en güzeline lâyıktır.

Kapı, sadece kişinin, kurumun, devletin yada mahremin başladığı bir noktadan ibaret değildir. Ardında tahmin bile edemediğimiz dram ve sevinçlerle dolu hayatları ardında saklar. Hayatın en büyük tanıklarından biridir. Bu yüzden ki, kapılar kapanmaz, kapılar örtülür. Örttükleri ile gece gibi neleri saklar içinde bilinmez .

Mehmet Dervişoğlu der ki; “Kapı açılınca kabul, kapanınca ret, aralanınca umuttur. Yağlı kapı menfaat, komşu kapısı samimiyet, ekmek kapısı iaşedir. Kapının dışı değersizlik, önü haberdir.”

Kapılar kendilerine kulak verenlere neler anlatır neler. Tahta kapılar, insan gibi canlı bir ağaçtan koparılıp yontulduğunu, çektiği acıları, vicdansız taş duvarlarla kol kola geçirdiği nice seneleri, içeridekileri sıcağa, soğuğa, arsıza, hırsıza karşı korumasına karşın; içerdekilerden yediği tekmelerle savruluşunu, ilk takıldığında genç bir delikanlı gibi tıkır tıkır çalışırken yıllar geçtikçe bedeninde oluşan hasarları bir bir haykırır aslında. Hele ki üzerine vurulan kilit yok mu, dili prangalı bir esire çevirir onu.

Ağacı yaşken eğen kapılardır. Alçak olanları nefsinizi törpülemeye vesiledir. Geçmek için boynunuzu eğmeniz gerekir. Kilitliyse eğer, o kapıyı açacak olan anahtara ulaşmak gerekir. Bu da bir mücadele ve sabır gerektirir. Hemen açılsaydı, ümidin sabrın ve sınavın anlamı nerede kalacaktı! Bu yüzden, ne kadar büyük, sağlam ve açılması zor olursa olsun, fıtratına uygun usulle yaklaşıldığı sürece, açılmaları bir o kadar kolay olur. Montaigne şöyle der; “Bir kapının kapalı olduğunu anlamak için, o kapıyı itmek gerektir. Aksi halde kapılar yüzünüze çarpılacaktır.”

Bazen hayatın en can alıcı nesnesi olurlar. Bir doğumhanenin veya cezaevinin kapısında bekleyenler iyi bilir. Ha açıldı ha açılacak diye hop oturtup hop kaldırır sizi. Gün gelir kapısında yatırır, gün gelir kul (!) eder. Açılışları genellikle yumuşak ve sessiz, kapanışları ise sert ve hışımlıdır.

Bir de gönül kapısı vardır ki, ne tokmağı vardır ne zili. Kimi açmaya kimi kapatmaya korkar. Bir rıza mekânı olan buralar ancak içerden açılır. Ne kadar zorlanırsa açılması o kadar zorlaşacak ve kapıya verilen zarar da o boyutta artacaktır. İnsan bu kapıyı ne kadar örtse ne kadar çok kilitlese de, dışarıda kalan hep kendisi olur.

Kapı kısmettir. Buna rağmen; açık olunca kapatmaya, kapalı olunca açmaya uğraşırız. Onca yer dolaşsak da yolumuz nasibimizdeki aynı kapıya çıkar. Kimisi fark etmeden geçilir, kimisi girmeden fark edilmez. Yüzümüze kapananlar, yüzlere kapattıklarımızın yankısı olabilir. Yüzümüze kapananlara dalıp çok bakarsak, açılan yeni kapıların farkında olamayız. Bir kapı kapanır, bin kapı açılır.

Her kapının bir anahtarı vardır. Açmak için anahtarın olması yetmez, doğru kapıda olmadıkça. Elbet nasip varsa açılır. Ama asıl olan anahtar değil kapının ardındakilerdir. Kapıyı vurmayı da önünde durmayı da bilmek gerekir.

Ersoy ERYAN

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.

SIRADAKİ HABER