Kızıldeniz'in incisi, Afrika'nın dünyaya açılan kapısı: SEVÂKİN

Liman kentleri tarih boyunca yakın veya uzak deniz ticareti sayesinde ortaya çıkmış ticaretin yoğunlaşmasına bağlı olarak gelişerek varlıklarını sürdürmüşlerdir. Liman kentlerinin yükseliş ve çöküşleri sürdürdükleri ticaret ve sağladıkları güvenlik ve kurdukları siyasi otorite ile doğru orantılı olmuştur. Ticaret kapasitesindeki değişiklikler, liman kentine ulaşan ticaret yollarının güvenliği veya ticarete konu olan ürün ve varlıkların fiyat ve kalitesindeki rekabet edilebilirlik, ticari imkan ve kolaylığı sağlayan hizmetlerdeki süreklilik gibi faktörler limanların ve ona bağlı kentlerin kaderini etkiler. Bu vb. faktörlerin yol açtığı değişiklikler Kızıldeniz limanlarında özellikle coğrafi keşiflerden sonra yükseliş ve düşüşlere sebep olmuştur.

Sevâkin Kızıldeniz’in Afrika kıyısında Sudan sınırları içinde yer alan tam bir hilal şeklini andıran ve kıyıya çok yakın küçük bir adadır. Çapı yaklaşık 500 metredir. En yakınındaki kıyıya dar bir geçitle bağlanmıştır. Buradaki yerleşim yerlerine adını veren adanın kuzeyindeki Mısır’ın Süveyş limanına uzaklığı 720 mil, güneyinde Eritre’ye ait Massava’ limanına uzaklığı 285 mil, ve karşısındaki Suudi Arabistan’ın Cidde limanına uzaklığı ise 200 mildir. Yine kuzeyindeki Sudan’ın çağdaş liman kenti Port Sudan’a uzaklığı ise sadece 30 mildir. Karadan Hartum’a 560 kilometre uzaklıktaki ada 66 metre rakıma ve 20 kilometrekarelik bir alanı kapsar. Sevâkin Adası’nda 370’den fazla yerleşim birimi ve hükümet kurumları bulunmaktadır.

Sevâkin ismi adaya ve adaya bağlı yerleşim bölgesine nasıl verildi? Bu konuda başlıca iki teori bulunmaktadır. Birincisine göre, bölge Müslüman Araplar tarafından yönetilmeye başlayınca buraya bir liman ve ticaret merkezi kuruldu. Bu merkez Arapça “sûk” yani ‘çarşı’ olarak adlandırıldı. İkinci teori yine Müslüman Arapların burayı ilk kez bir yerleşim merkezi haline getirmesi sebebiyle Arapça “sekin” diye adlandırmalarına dayanır. Her iki yaklaşım da Sevâkin’in Müslüman Araplar tarafından şenlendirilen bir yerleşim ve ticaret merkezi olduğunu gösterir.

Eyyubiler Ve Memlukler Devrinde Sevâkin Limanı

Sudan’ın İslamlaşma tarihi Müslüman Arapların 641 yılında, önce Mısır sonra da Sudan üzerinde hakimiyet kurdukları 7. Yüzyıla kadar dayanır. Müslüman Arap tüccarlar Kızıldeniz sahillerinde Mısır’ın fethinden itibaren görülmeye başladılar. Özellikle Beja kabilesi gibi yerel kabilelerle ilişki kurdular. Yerel tüccarlarla ticaret yaptılar ve yerel kabilelerin kızları ile evlilikler yaptılar. Böylece, askeri ve siyasi otoritenin mensupları Kızıldeniz kıyılarında idari bir bağ kurmadan ekonomik ve sosyal bağlar kurmuş oldular. İslam da bu şekilde kıyı bölgelerinde yayılmaya başladı. Özellikle Mısır’ın kontrol ettiği, önemini henüz kaybetmemiş Sudan sınırına yakın limanı Ayzab ile daha güneydeki Sevâkin arasında doğal olarak ticari bağlar gelişti ve barışçıl yollarla bu sahil yerleşim alanları kontrol altına alınmaya çalışıldı. Ayzab Mısır tarafından idare edilirken Sevâkin Müslüman Beja kabilesi tarafından kontrol edilen bir liman idi. Zamanla Ayzab Kızıldeniz’deki Badi limanı gibi önemini kaybederken Sevâkin yükselmeye başladı.2 Bu sırada 1172 yılında Selahaddin Eyyubi Sudan’ın Nebe olarak adlandırılan kısmını Mısır’a bağladı. Bundan sonra bölgedeki animistler arasında İslam hızla yayılmaya başladı.

Kızıldeniz’de Haçlılara Karşı Mücadele

Öte yandan, Kudüs ve çevresine yerleşen Haçlılar ile mücadele Kızıldeniz’e de kaydı. Antakya Haçlı Prensliği Prensi Renaud de Châtillon önce Nureddin Zengi’nin sonra da Selahaddin’in Suriye, Mısır ve çevresindeki yayılması karşısında atağa geçmeye kalktı. Kızıldeniz’de bir taarruz planını devreye sokarak bazı liman kentlerini yağmalamaya ve Müslümanların kutsal kentleri olan Mekke ve Medine’yi ele geçirmeye çalıştı. Neticede başarısız olup bölgeyi terk etmek zorunda kaldı. Ünlü ortaçağ tarihçisi ve coğrafyacılarından Yakuti 1213 yılında Sevâkin’de Nebeli Hristiyanlarının da yaşadığını yazmaktadır. Bundan iki yıl sonra 1215 yılında, Mısır Eyyubi Devleti, Sevâkin üzerinde siyasal ve askeri kontrol sağlamıştır. Memluk Devleti (1250-1517) zamanında Sevâkin’den Fas’a uzanan hat boyunca güvenli ticaret yapılmaktaydı. Sevâkin’deki Memluk Devleti’ne bağlı yerel prensler güvenliğin sağlanması konusunda yetersiz kalıyorlardı. Kızıldeniz’de önemli bir liman haline gelen Sevâkin’i birkaç sivil görevli ve az sayıdaki askerle idare etmek mümkün değildi. Nitekim, Sultan Baybars 1266 yılında Sevâkin’de bir askeri garnizon kurarak burada meydana gelen düzensizlik ve asayişi bozan yerel yöneticilere tepkileri sonlandırdı.

Müslüman ve Hristiyan Hacıların Uğrak Limanı Sevâkin

Sevâkin zamanla Afrika içlerinden Kızıldeniz’in doğu yakasındaki Cidde limanı vasıtasıyla, Mekke’ye Hac vazifesi için yolculuk yapanların toplandıkları, kıta Afrikası’nın en önemli limanı haline geldi. Sevâkin adası sadece Müslüman Hacı adayları tarafından değil Kudüs’e gitmek isteyen Hristiyan Hacı adaylarının da limanda toplandıkları bir yerdi. Ayrıca bu liman kentinde toplanan ticaret kervanları Batı Afrika’nın değişik merkezleri ve Fas’a kadar uzanan bir güzergahta faaliyet gösteriyordu. Sevâkin Uzakdoğu ile Afrika kıtası arasındaki ticaret bağının da önemli bir merkezi idi. Yemen’in Aden limanı ile Mısır arasındaki limanlar gemicilerin uğrak yerleri idi. Ticaret gemileri Gerek sert sert esen rüzgarlardan korunmak gerekse Afrika içlerine mal sevki yapmak amacıyla Kızıldeniz boyunca uzanan bir rotada hareket ediyordu.

Portekizli coğrafyacı Tomé Pires’in verdiği detaylı bilgilere göre, 1510’lu yıllarda Sevâkin’in ticaret rotası olarak oynadığı rol gayet ehemmiyetli idi. Zeyla‘ limanından Berbera’ya oradan Sevâkin’e et, balık, buğday, pirinç, arpa ve tahıl (millet) taşınıyordu. Sevâkin’den Cidde’ye taşınan tahıl ürünlerinin menşei ise çoğunlukla Kasala ve Cezira idi. Sevâkin baharat ticaretinde de önemli bir role sahipti. Uzakdoğu’dan Yemen’e gelen oradan Kızıldeniz’de Kamaran, Dahlak, Sevâkin ve Kusayr’a nakledilen ürünler Nil nehri vasıtasıyla Kahire’ye kadar ulaştırılıyordu.

Sevâkin’de Osmanlı Devrinin
Başlaması

1517 yılında Mısır Osmanlı topraklarına katılınca, Osmanlı Devleti’nin Afrika topraklarındaki genişlemesi başladı. Sevâkin de açık bir şekilde bu devirde Osmanlı egemenliğine girdi. Ancak daha önce Osmanlı Devleti’nin Kızıldeniz’e ilgisi vardı. 1513 yılında Portekiz donanması Sevâkin ve Kamaran limanlarını işgal edip yağmaladılar. Esas amaçları Sevâkin veya Massava’ limanlarından birinde büyük bir askeri üs kurmak ve kale yapmak idi.

Osmanlı Devleti’nin denizcilerinden olan Selman Reis, daha Mısır’ın Osmanlı Devleti’ne katılmasından önce Memluk Devleti adına Portekizliler’e karşı mücadeleye katıldı. 1517 sonrası tekrar Osmanlı Devleti adına hizmete devam eden Selman Reis Kızıldeniz ve Hint Okyanusu’nda Portekiz saldırılarına karşı hem başarılı mücadeleler yaptı hem de bu konularda Babıali’de görev yapan devlet adamlarının dikkatini çekecek etraflıca raporlar yazdı. Portekiz’in elinde bulunan yerler hakkında bilgi vermekle birlikte, Kızıldeniz’in Afrika sahillerinde bulunan Sevâkin, Zeyla’ ve Habeş topraklarının önemini de vurguladı.

Selman Reis Osmanlılar’ın Kızıldeniz’de tutunmasını sağlayan strateji geliştirmiş ve Osmanlı-Portekiz mücadelesinde önemli rol oynamış ve Portekiz tehdidine karşı ciddi bir mücadele göstermiştir. Onun Kızıldeniz’in güvenliği ve Portekizlilere karşı mücadelede Sevâkin’i stratejik bakımdan önemli göstermesi ayrıca dikkate değerdir. Nitekim Portekizliler Sevâkin’e tekrar saldırıp 1541 yılında işgal ettiler.

Portekizliler Mısır’a ve Kızıldeniz’e hakim olan Türklerin bölgedeki varlıklarına son vermek amacıyla 16. Yüzyılın ikinci yarısına kadar Osmanlı Devleti ile ciddi bir mücadele yürüttüler. 1544 yılında Sefer Reis Sevâkin’i kontrol altına aldı. Sudan’ın en uç bölgelerini Osmanlı topraklarına katan ve Yemen’de valilik yapan Kanuni devrinin önemli devlet adamlarından Özdemir Paşa, Babıali’yi ikna ederek o vakitler kurulan -bugün Eritre ve çevresini içeren- Habeş Eyaletini kurdu. Habeş eyaletinin teşkilat merkezi olarak da Sevâkin belirlendi.6 5 Temmuz 1555 tarihinde Özdemir Paşa bu eyaletin ilk beylerbeyi olarak tayin edildi. Evliya Çelebi’nin de naklettiği gibi, bölge halkı ve askerleri üzerinde büyük bir sempati ve saygıya sahip olan Özdemir Paşa, Habeşistan Krallığı içindeki karışıklıklardan da istifade ederek beylerbeyliğinin sınırlarını genişletmiş ve bugünkü Eritre ile Etiyopya’nın kuzeybatı bölgesini ele geçirmişti.

1560 yılında yakalandığı bir hastalık sebebiyle vefat edene kadar Özdemir Paşa bugünkü Etiyopya’nın içlerine doğru yayılmaya devam etti. Paşa’nın yerine oğlu beylerbeyi tayin edildi. Özdemiroğlu Osman Paşa (ö.1585) adıyla maruf olan bu beylerbeyi de yaklaşık 8 sene görev yaparak babasının başlattığı Afrika içlerine doğru Osmanlı Devleti’nin yayılma siyasetini devam ettirdi. Sevâkin bu sırada hem Afrika içlerine harekat hem de Yemen’de çıkan karışıklıklara müdahale etmek noktasında önemli bir üs vazifesi görüyordu. Özdemiroğlu Habeş Beylerbeyliğindeki başarılı kariyerini veziriazamlık makamına ulaşana kadar sürdürdü. Habeşistan içlerine doğru çetin mücadele daha birkaç on yıl devam etti. Habeş eyaletinin geniş topraklarını malzeme ve asker tedarikinin de zor olması sebebiyle kontrol etmek oldukça zor idi. Gıda ve asker ihtiyacı çoğunlukla Mısır’dan kısmen de Yemen’den sağlanıyordu. Habeş eyaletinin en büyük gelir kaynağı Sevâkin, Masavva ve Beylul gibi limanlarda toplanan gümrük gelirleriydi. Umumiyetle iltizam usulüne tabi tutulan liman gelirleri eyaletin giderlerini karşılama yetersiz kalıyordu. Bu kısıtlılıklara rağmen Sevâkin ve Masavva başta olmak üzere eyaletin çeşitli stratejik noktalarında kale ve garnizonlar yapıldı. Kızıldeniz sahillerindeki eyalet topraklarını önce Portekizlilere karşı 1578 sonrası da İspanyol, Hollandalı ve daha sonra da İngilizlere karşı müdafaa etmek için karakol görevi yapan gemiler vardı.

Evliya Çelebi’ye Göre Sevâkin

Sevâkin Osmanlı Devleti’nin Yemen’e asker sevketmek konusunda da stratejik bir değere sahipti. Örneğin 1628 yılında Habeş Beylerbeyi Aydın Paşa, Yemen Beylerbeyi olarak tayin edilince, 300 asker ve iki gemiyle Sevâkin’den Yemen Muha’ya geçti. Bu sırada Sevâkin adası ve çevresinde liman oldukça işlekti ve imar faaliyetleri de devam ediyordu. Sevâkin’in liman ve ticaret merkezi olarak ekonomik kapasitesi belli bir düzeye eriştikten sonra duraklamaya başladı. Habeş eyaletinin giderlerini karşılama noktasında çekinceleri olan merkezdeki devlet adamlarının sayısı arttı ve İstanbul’dan tayin edilen mali destek azaldı. 1672 yılında Sevâkin’e gelip burada 12 gün kalan ünlü seyyah Evliya Çelebi, Habeş eyaleti ve Sevâkin hakkında değerli bilgiler vermektedir. O sırada Habeş beylerbeyi eyalet merkezi olan Masavva’da oturmaktaydı. Sevâkin ise eyaletin ikinci merkezi konumundaydı. Sevâkin adasındaki Özdemir Paşa’nın yaptırdığı valilik sarayına “hürde” deniyordu. Bu ihtişamlı sarayda gümrük memurları görev yapar ve gümrük ödemelerini orada tahsil ederlerdi. Evliya Çelebi’ye göre kentte canlı bir ticari hayat vardı ve bu durum kentin imarına da yansımıştı. Cidde ve Sevâkin arasında Hac yolcuları güvenli bir şekilde hareket ediyordu. Taş, hasır, kamış vb. malzemelerle yapılmış 260 ev yanında Özdemir Paşa tarafından taştan yaptırılan bir minareli bir camii vardı. Kentte birkaç mescid yanında 20 kadar hasırdan dükkan bulunuyordu. Yemen, Hindistan ve Çin’den gelen gemilerin uğradığı liman gayet muhkem ve zengindir. Sevâkin limanının hinterlandındaki Funcistan ve diğer siyahi devletleri vardı. Bu yerel devletlerin idarecilerine de hizmet veren liman Afrika’nın denize açılan kapısıydı. Limanda Hintli ticaret erbabı da vardı. Hatta onların limandaki mahzen/binalarında çok kıymetli ticaret malları depo edilmekteydi. Kentte hamam, imarethane, medrese, bostan ve meyve bahçesi görünmüyordu ve su kaynakları azdı. Bazı evlerde su sarnıçları bulunuyordu. Kentin gayet mamur surları olan garnizonu vardı. Bunlar Taş Kale, Orta kale ve Boğaz kale olarak adlandırılıyordu. Her bir kalenin kendine ait su taşıyan gemileri vardı. Bu garnizonda her kalede 50-60 asker bulunuyordu. Kalelerin denize açılan kanatlı kapıları da vardı.7

1698’den itibaren eyaletin güney sınırları ehemmiyetini kaybettiği için tekrar Sevâkin eyalet merkezi yapıldı. 17. Yüzyılda İstanbul nezdinde Habeş eyaletinin önemi azaldığından Sevâkin’in de gelişmesi durağan bir seyir izledi.

Bu süreç 19. Yüzyılın başına kadar sürdü. Ancak Napolyon’un Mısır’ı işgal etmesinden sonra hem Sudan hem de Kızıldeniz’in Afrika sahillerinin yönetiminde büyük bir boşluk doğdu.

Sevâkin’in Cazibe
Merkezi Olması

Ahmed Mümtaz Paşa, Sudan valisi olarak 1866 yılında göreve başladı. Sevâkin’de büyük bir inşa hareketi başlatan Paşa, bir yandan geniş ve büyük binalar yaptı bir yandan da mevcut olan binalardan elverişli olanları büyüttü. Ayrıca, Bereke Deltasında pamuk yetiştirmeye başladı. Yerel kabile şeflerinden kiralanan geniş araziler üzerinde pamuk yetiştirdi. İdare hem vergi hem de üretilen ürünlerin yarısını alıyordu.

Limanda imar ve inşa faaliyetleri ile birlikte ticaret de canlandı. Kentte nüfus arttı. Yeni binalar, kente yeni gelenlere kiralık evler de yapıldı. Böylece, kısa zamanda kent gelişti ve bir cazibe merkezi oldu. Ticaret mali idare tarafından sıkı bir şekilde kontrol ediliyor vergi tahsilatı düzenli yapılıyordu.

1868 yılında İngilizler, Etiyopya’ya karşı bir saldırı düzenledikleri sırada askeri kuvvetlerine nasıl bir lojistik sağlayacakları sorun oldu. Bu yüzden Sevâkin ile Kassala arasında bir telgraf bağlantısı kurmak istediler. Sevâkin ile Kassala arası develerle 16-20 gün arasında bir yolculuk gerektiriyordu. 1869 yılında Sevâkin’i ziyaret eden Baker, kentin nüfusunu 8 bin olarak tahmin ediyordu.12 Aynı yıl Süveyş Kanalı açıldı ve Kızıldeniz’in Uzakdoğu ticaretindeki rolü eskisiyle kıyaslanamayacak derecede büyüdü. Bundan sonra Sevâkin gemilerin yakıt ikmal ve tamirat gibi zorunlu olarak uğradıkları bir liman kenti olmak yerine, ticari ve ekonomik bir merkez olması daha fazla öne çıkmıştır. Bu şartlar çerçevesinde Mısırlı ve Avrupalı bir çok tüccar, yatırım yapmak için adeta bir yarışa girdi. 1904 yılında kentin nüfusu 50 bini aşıyordu. Ama 1923’te 4000’den azdı.

Hıdiv’in Sevâkin’e yatırımları sonuç verdi. Sevâkin limanı hızlı bir gelişme göstererek Sudan’ın en büyük limanı haline geldi. Kassala ile Sevâkin arasındaki telgraf hattı 1872’de tamamlandı. Beja kabilesi kentin merkezine yakın bir alanda yerleşerek kendilerine ait büyük bir köy meydana getirdiler. Yeni yapılan binalarda temel malzeme olarak mercan ve keresteler kullanıldı. Bu binalar gerek yükseklikleri gerekse mimarileri itibariyle kentte ticaretin ve zenginliğin getirdiği bir prestij göstergesi olarak algılanmaya başladı. Sevâkin ile Süveyş, Cidde ve Masavva’ arasındaki ticari işleyiş Hidiv İsmail Paşa’yı memnun ettiğinden burada yeni pamuk ayrıştırma fabrikaları kurulmasına karar verildi. Bu yeni fabrikalar Atbara sahillerinde kuruldu ve rıhtımdaki depolarda tutulan pamukları ayrıştırmak için Hidiv buraya sürekli modern makineler gönderdi. Ayrıca, Sudan’ın içlerinden toplanan ve kaçırılan köleler Kahire ve İstanbul’a -yasak olmasına rağmen- buradan gemilerle gönderiliyordu. Bu ticaretle uğraşanlar kaçınılmaz olarak yerel yöneticilerle bir tür ilişki içinde bulunuyorlardı.

Mehmed Ali Paşa zamanında köle ticaretinden alınan ağır vergiler yerini yüksek rakamlara ulaşan rüşvete bıraktı. Yunan, Hırvat ve Sırp gibi Avrupalı tüccarların bölgeye gelmesinden önce Avrupa ile ticaret Mısır üzerinden dolaylı olarak yapılıyordu. Darfur ve Kordofan’dan toplanan fildişi, İngilizler ve onların bölgedeki toptan dağıtımını yapan Hindliler tarafından Sevâkin vasıtasıyla ihraç ediliyordu. Buradan ihraç edilen fildişinin büyük bir kısmı kaçak olarak gümrük vergisi ödenmeden yapılıyordu. Bu şekilde kaçak olarak limandan çıkarılan fildişi için küçük kayıklar kullanıyordu. Bu kayıklar kıyılardan uzakta bulunan ve muhtemelen limanın sığ olması sebebiyle burada demirleyen büyük gemilere yüklerini boşaltmaktaydı. Bu şekilde Mısır ile Avrupa arasında önemli miktarda fildişi ticareti yapılıyordu. Hartum’dan getirilen fildişi Sevâkin’den Londra’ya ihraç ediliyordu. Ayrıca bu hat diğer seçenekler içinde en ekonomik olan yoldu. Bu şekildeki ihracat yaklaşık 6 hafta süren bir zaman içinde oluyordu. Bununla birlikte, ihraç edilen fildişi yola çıkmadan 6 ay önce satın alınmış oluyordu. Diğer ihraç ürünleri; Sudan’dan fildişi ve zamk, Habeşistan (Etiyopya)’dan kahve, Sennar’dan altın, Darfur ve Kordofan’dan sinameki ve devekuşu, Kassala’dan hayvan derileri ve yerel kabilelerden simsim yağı, pamuk ve büyükbaş hayvan idi.

Buna karşılık Avrupa’dan ithal edilen ürünler miktar ve çeşit olarak gün geçtikçe artmaktaydı. Bunlar; şeker, mum, sabun, pirinç, Manchester menşeli konfeksiyon ürünleri, Birmingham menşeli mutfak eşyaları ve çeşitli metal ürünleri idi. Sevâkin limanına gelen bu ürünler, deve kervanları ile Berberâ ve Kassala’ya ulaştırılıyordu. Berberâ Sudan için önemli bir dağıtım merkezi iken Kassala da Etiyopya için aynı görevi yapıyordu. Her bir kervan 500 ila 1000 kadar deveden oluşmaktaydı. Bu kervan seferleri genellikle, yılda 4 kez yani 3 ayda bir düzenlenmekteydi. Limanda Vakkala isimli bina inşa edildikten sonra kervanların kalkış noktası burası oldu. Büyük bir kalabalığın seyrettiği yükleme işlemi bu binanın önünden yapılıyordu. 1874 yılında Kızıldeniz limanları arasında çalışan pervaneli gemiler işletilmeye başladı. 1872 yılında, Kızıldeniz kıyıları bir vali yönetimi altında birleştirilince, Massava’ vilayet merkezi oldu. Mümtaz Paşa, bu yeni idari yapılanmada Kızıldeniz (Bahr el-Ahmer) muhazalığının muhafızı/valisi oldu. Sevâkin’e Ali Rıza Paşa naib sıfatıyla idareci olarak atandı. Beş sene görev yapan bu Paşa’dan sonra 1877 yılında Munzinger Bey’e görevini devretti. 1877 yılında, Gordon Sudan genel valisi olarak Hıdiv İsmail Paşa tarafından atandı. Hartum’a görevi devr almaya giderken Sevâkin’den geçti. Liman önünde bulunan ada ile yarımada arasında bir geçit/yol inşa edilmesini emretti ve bu proje 1878 yılı ortalarında tamamlandı. Sevâkin, Massava’, Hudeyde, Süveyş ve Cidde limanları arasında her ay düzenli olarak gemi seferleri yapılıyordu.

1881 yılında Sevâkin’de Vakkala isimli kervansaray kentin büyük tüccarlarından Şennavi Bey tarafından inşa edildi. Bu kervansaray o zamana kadar Sevâkin’de yapılan en büyük binaydı. Zemin katı ticaret ürünlerinin deposu olarak yapıldı. Diğer katlar ise tüccarların büro olarak kullanacağı odalar şeklinde inşa edildi. Tüm bina geniş bir avlunun etrafında yer alıyordu. Bu avlu tüccarların binek ve yük hayvanlarının barınacağı ahırlara bakıyordu. Buraya getirilen ithal ürünler develerle iç bölgelere naklediliyordu. Sevâkin ile Berberâ arasında yük taşıyan develer kiralık olarak da tüccarlara hizmet veriyordu. Bu iki nokta arasında, yük taşımak için kiralanan bir deveye 10 ila 14 İngiliz Poundu ücret ödenmekteydi. Bu yöndeki talep çoğu zaman o kadar fazlaydı ki, kiralanacak deve bulunamıyordu. Bu yüzden Sevâkin’i iç bölgelere bağlayan bir demiryoluna ihtiyaç duyulmaya başladı.

Haziran 1883’de Mısır’da kurulan bir inceleme komisyonu Sudan demiryolu projesi üzerinde çalışmaya başladı. Sevâkin’i de içeren üç farklı hat konusunda çalışmalar yapıldı. Sonunda Sevâkin-Berberâ-Hartum arasında bir demiryolu yapılması kararlaştırıldı.

Bu hat mühendislik açısından risk taşımadığı için komisyon tarafından teklif edildi.

Yapılması kararlaştırılan bu demiryolu hattı Sudan’da Mehdi hareketinin yol açtığı sorunlarla baş edilememesi sebebiyle, inşa edilemedi.

Süveyş Kanalı açıldıktan sonra, Mısır Hidivi İsmail Paşa’nın hırslı yatırımlarının da etkisiyle Kızıldeniz ve limanları büyük önem kazandı. Bu durum bölgede hakimiyet kurmak isteyen ülkelerin sayısını arttırdı. İngiltere Fransızlara karşı İtalyanlara destek veriyordu. İtalyanlar Osmanlı Devleti’nin protestolarına rağmen Eritre sahillerindeki Assab’ı satın aldı. Ardından İtalya 1882’de burayı sömürge haline getirdi ve hedefini Masavva’ya çevirdi. 1890’da Masavva’yı da sömürgeleştirdi.Böylece, Sudan ve Sevâkin İngiltere için daha kolay bir hedef oldu.

Sevâkin ve Sudan’ı
İngilizlere Butros
Gali’nin Dedesi Butros Gali Teslim etti

1896-1898 arasında İngiltere-Mısır ortak askerî kuvvetleri, bağımsızlık savaşı veren Sudan’daki Mehdi kuvvetlerini kesin bir yenilgiye uğrattı. Sudan’ın yeni statüsünü belirleyen anlaşma metni 1899 yılında tamamlandı. Mısır adına Butros Gali, İngiltere adına Lord Cromer’ın imzaladığı bu anlaşma metniyle, iki taraf ele geçirilen Sudan hakkında ortak bir egemenlik oluşturduklarını ilan ettiler. Cromer, 4 Ocak 1899’da Omdurman’da Sudanlı kabile şeyhlerine yaptığı konuşmada Sudan’ın artık İngiltere Kraliçesi ve Mısır Hıdiv’i tarafından yönetileceğini ilan etti.

Öte yandan, Sevâkin üzerinde daha sıkı denetim kuran İngilizler, Cidde’nin durumunu da tehlikeye soktular. Daha önce İtalyan işgaline uğrayan Musavva’nın durumu da dikkate alındığında Kızıldeniz’in hac trafiği için güvenliği sarsılmıştı.

1908 yılında, Kıptî kökenli olan Butros Gali Paşa’nın (1846-1910) reis-i nüzzâr yani Mısır Hükümeti Başbakanı olarak hükümetin başına getirilmesi Mısır kamuoyunda tepkilere yol açtı. El-Hizbü’l-Vatanî, Butros Gali’yi 1899’daki İngiliz-Mısır Anlaşması’nı imzalaması nedeniyle Sudan’ı satmakla suçluyordu.

Bu antlaşma aslında İngiltere’ye ekonomik, siyasî ve askerî faydalar sağlayan bir metindir. Osmanlı Devleti, Sudan üzerinde fermanlarla uluslararası hukuk bakımından da tanınan hükümranlık haklarını bu antlaşma ile kaybetmiş oluyordu. Bu yüzden, söz konusu antlaşmayı tanımadı. Ancak fiilen bu topraklar üzerindeki egemenliğini kaybetmişti.

Çünkü, Mehmed Ali Paşa zamanından beri zaten Mısır’ın bir parçası olan Sudan, Mehdi hareketinin bastırılması bahane edilerek Mısır’ın elinden alınmıştı. Bu askerî harekât çoğunlukla Mısır askeri tarafından gerçekleştirilmiş, savaşın maliyetinin çoğu Mısır bütçesi tarafından karşılanmıştı. İngiliz-Mısır Antlaşması ile İngilizler Sudan’ı da fiilen ele geçirdi. Butros Gali de bu konvansiyona razı olduğu için eleştirildi. Toplumsal muhalefet gittikçe yükseldi. Halkın gözünde Butros Gali, Mısırlılardan ziyade İngilizlerin çıkarlarını kollayan bir işbirlikçi konumuna düştü. Hatta bir hain gibi algılanmaya başladı. Neticede 1910 yılında bir suikasta uğrayarak hayatını kaybetti. Gali’nin torunu Butros Gali (1922-2016) aynı isimle, meşhur oldu. 1992-1996 yılları arasında Mısırlı bir BM genel Sekreteri olarak dünya barışına hizmet verme görevini üstlendi. 16 Şubat 2016 tarihinde 93 yaşında öldü.

Sonuç

1882 yılında Mısır’ın ve ardından 1899 yılında Sudan’ın İngiliz işgaline uğramasıyla Sevâkin bilinçli bir şekilde güç kaybına uğratılmıştır. Bu limanın sadece 30 mil kuzeyinde Port Sudan’ın kurulması Sevâkin’i devreden çıkarmıştır. İngilizlerin Port Sudan’a ağırlık verip denizyolu ve demiryolu bağlantıları ile burayı cazibe merkezi yapmaları Sevâkin’i tamamen yıkıma iter ve binlerce kervan taciri kenti terk etmek zorunda kalmıştır. Kahire’ye kadar tüm ticaret esasen yabancı tacirlerin lehinde gelişmeye başladı.

1918 yılındaki büyük deprem Sevâkin’i baştan sona yıktı. Kentin birer mimari abide niteliği taşıyan ticaret binaları, camileri ve evleri büyük zarar gördü. Ticaretin azalması sebebiyle kentte yaşamını sürdüren az sayıdaki nüfus bu doğal afet sebebiyle iyice kenti terk etti. 1905 yılında yeni bir liman inşaatı kentin kendisini az da olsa toparlamasına yardım etmiştir. 1922 yılına kadar Sevâkin kısmen de olsa ticari faaliyetlerini sürdürmeye devam etti ve denizcilerin uğradığı liman olma özelliğini korudu.

Sevâkin 1882’de Mısır’ın İngilizler tarafından işgaliyle fiilen Osmanlı Devleti’nin denetiminden çıktı. Ancak, 1923 yılına kadar hukuken Osmanlı Devleti’ne tabiiyeti devam etti. 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması ile Mısır’a bırakıldı. 1956 yılında Sudan Mısır’da ayrılıp bağımsız olunca Sevâkin Hartum’dan idare edilmeye başladı.

Osmanlı Devleti’nin Selman Reis ve Sefer Reis gibi amiralleri ile Özdemir Paşa, Özdemiroğlu Osman Paşa gibi paşalarının başarılı karşı saldırı ve müdafaaları ile Portekizliler Kızıldeniz’i terk etmek zorunda kalmışlardı. Bu süreçte Sevâkin stratejik bir liman olarak öne çıktı. Osmanlı Devleti’nin Afrika, Kızıldeniz, Yemen, siyasetinde bir üs konumundaydı. Sevâkin limanı her zaman Mısır, Cidde ve Yemen sorunları sırasında Osmanlı Devleti’nin göz önüne aldığı bir ehemmiyeti haizdi.

Sevakin, Osmanlı Devleti ile irtibatının olduğu yaklaşık 4 asır boyunca Doğu Afrika, Habeşistan ve Kızıldeniz’deki hâkimiyet mücadelesinde önemli bir üs olarak değerlendirilmiştir.

Bugün Sevâkin limanı geçmişteki canlılığından çok uzaktadır. Liman adeta ıssızdır. Bu yüzden halk arasında cin adası diye mizah konusu yapılır. Ancak yolcu gemilerinin uğrak yeridir. Kızıldeniz’de dalış turizminin cazip mekanlarından biridir. Eskiden olduğu kadar çok kalabalık olmasa da Afrika’daki Müslümanlar Hac yolculuklarının bir mola ve toplanma noktası olarak Sevâkin’i kullanmaktadır.

Sevâkin adasındaki gümrük binası yanında Hanifi Camii ve Şafi Camii’ TİKA sayesinde tekrar hizmete açıldı. Bir tarih mirası olan Sevâkin adasının tekrar ayağa kalması noktasında çok hayırlı bir adım atıldı. Türk–Sudan ilişkilerini bambaşka bir noktaya taşıyacak bu adım Afrika kıtası için de faydalı olacaktır. Bir tarih yeniden canlanırken Sevâkin küllerinden yeniden doğmaktadır.

Dipnotlar

[1] J.F. E. BLOSS, “The Story of Suakin”, Sudan Notes and Records, c. 19/II, 1936, s. 272.

[2] NİHAL ŞAHİN UTKU, “Kızıldeniz’in Kaybolan Liman Şehirleri Şuaybe-Car-Kulzüm-Ayzab”, Süleyman Demirel Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi Y.2014, C.19, Sa.2, s.126-127.

[3] A.g.e., s.127.

[4] A.C.S. PEACOCK, “Suakin: A Northeast African Port in the Ottoman Africa”, Northeast African Studies, c. 12, No. 1, 2012, s. 32.

[5] İDRİS BOSTAN, “Selman Reis” DİA, 2009, cilt. 36, s. 444-446.

[6] CENGİZ ORHONLU, Osmanlı İmparatorluğu’nun Güney Siyaseti: Habeş Eyaleti, Ankara, TTK, 1996, s.37.

[7] EVLİYA ÇELEBİ, Seyahatname, 10. Kitap, (ed. S. A. Kahraman, Y. Dağlı, R. Dankoff), İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, 2007, s. 483–484.

[8] Massava’ kenti Musavva’ veya Massawa olarak da telaffuz edilmektedir.

[9] BOA, MM 15, 12/8; SÜLEYMAN KIZILTOPRAK, Important Documents Of Ottoman Egyt; From Muhammad Ali to Husayn Kamil-15 Numaralı Mühimme-i Mısır Defteri: Mehmed Ali Paşa’dan Hüseyin Kamil’e Mısır Siyasi Tarihinin Önemli Belgeleri, TTK, Ankara, 2015, s.127-129.

[10]Masavva ve Sevâkin’in Mısır’a bağlanması, 1283/1866 yılından itibaren “verâset kâ’idesi” dışında sadece İsmail Paşa’ya mahsus olmak üzere bağlandığına dair hüküm için bkz. MM 15, 53/27; SÜLEYMAN KIZILTOPRAK, a.g.e, s.187-188.

[11] Süleyman Kızıltoprak, Mısır’da Osmanlı’nın Son Yüzyılı, İstanbul; TBBD Yayınları, 2010, s.20-24.

[12] J.F. E. BLOSS, “The Story of Suakin”, Sudan Notes and Records, c. 20/II, 1936, s. 248.

[13] MARISA CALIA, “Suakin. Memory of a City.” In Environmental Design: Journal of the Islamic Environmental Design Research Centre 1-2, ed. Attilo Petruccioli, Roma: Dell’oca Editore, 1997-1999, s. 192.

[14] J.F.E. BLOSS, a.g.e., s. 250.

[15] J.F. E. BLOSS, a.g.e., s. 253-254.

[16] MUSTAFA İ. BİLGE, “Kızıldeniz” DİA, 2002, c. 25, s. 559.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.