Kapı Dergisi Kurumsal Çok Yakında   


  MADALYONLU YÜN HALILAR   -   2007.7.7
 

“Ihlamur Kasrında dikkat çeken madalyonlu halılardan biri İkişer ince bordür arasında kırmızı zeminli geniş bordürlü yün halıdır. Zemin kırmızı, göbek sarı zeminde yeşil, kırmızı ve mavi renklerde stilize çiçek bezemelidir. Kasırdaki bir diğer madalyonlu yün halı ise iki ince bordür arasında lacivert zeminli geniş bordürlüdür. Bordürde baklava ve kitabe formlu alternatif kartuşlar yer alır. Zemin bitkisel bezemelidir.”
Ihlamur Mesiresi ve Tarihi Çevre
Yaklaşık yüzelli yıl önce Fransız yazarı Lamartine tarafından İsviçre’nin ormanlık alanlarına benzetilen bu çevre bugün bütünüyle farklı bir görünümde karşımıza çıkıyor. Kent yoğun bir yapılaşmayla çok yakın zamanlara dek Lamartine’in anlattığı görünümünü koruyan Ihlamur Vadisini de kıskacı içine almış gittikçe sıkıştırıyor. Ancak nasılsa korunabilmiş, küçük bir yeşil doku içinde Ihlamur Kasrı adıyla tanınan ve 19. yüzyıl mimarlığının özgün örneklerinden mücevher güzelliğinde iki yapı bu eski ve anılarla dolu mesireyi süslüyor. Bir 20. yüzyıl kentinin gürültü ve karmaşasından kendilerini çevredeki yüksek duvarla koruyan bu iki yapı Osmanlı toplumunun günlük yaşamında özel bir yeri olan mesirelerin saray tarafından da değerlendirilişinin birer simgesi olarak günümüze ulaşmıştır. Bu yapılar 19. yüzyıl İstanbul’unun kent dokusu içinde doğaya önem veren yaşam biçimini, doğa-insan ilişkisini, konumları, mimari ve bezeme özellikleriyle de yansıtmaktadırlar.

Tanımlanan çevre üzerinde yoğunlaşan araştırmalar yapıların inşa edildiği yörenin bilinen en eski adının bir kişi adıyla özdeşleştiğini göstermektedir. Arşiv belgelerinden ikiyüz yıl öncesinde Sultan III. Ahmed dönemi Tersane Emini Hacı Hüseyin Ağa’ya ait olduğu anlaşılan ve 19. yüzyılın ikinci yarısına kadar da Hacı Hüseyin Bağları olarak tanımlanan bu alan çok yakınında hemen karşısında bulunan ve halkın çok rağbet ettiği bir başka yeşil çevreyle bütünleşmekteydi. Kimi batılıların gravürleri ve kimi tanıklıkları buranın halkın yanısıra gezgin muhallebici, dondurmacı, helvacı gibi dönemin çeşitli ticaret erbabı için küçük toplantı alanı olduğunu da göstermektedir. Özellikle gravürlerle bu alanın fıskiyeli, havuzlu görüntüleri günümüze ulaşmıştır.

 

Bu bilgilerden 19. yüzyılda Beşiktaş-Yıldız çevresinin özellikle ilginin Haliç’ten Boğaziçi’ne doğru kaydığı bir dönemde gerek kentlisi gerek saraylısı için İstanbul’da önemli bir nefes alma noktası oluşturduğu anlaşılmaktadır. Uzun süre devlet erkanından bir kişiye ait olan bir bağ ile bir mesire yerinin bütünleşmesi sonucunda daha geniş bir kullanım alanı kazanan bu yörenin özellikle “mesire” kavramı çerçevesinde değerlendirilen parçasının henüz halka açılmadan önce çeşitli ve farklı ama yine de birbirleriyle karşıtlık göstermeyen işlevleri olduğu da belirlenmektedir.

Bu alan bir dinlence yöresi olduğu gibi küçük mimari elemanlarla dinsel bir anlam kazanmakta aynı zamanda da döneminin bir spor alanı olarak kullanıldığı anlaşılmaktadır. Eldeki veriler Yıldız’a doğru tırmanan bu yamaçlarda Sultan I. Abdülhamid döneminin ünlü veziri Seyyid Mehmet Paşa’nın henüz silahdar iken bir namazgah yaptırmış olduğunu göstermektedir. Düzenlenmiş setleriyle giderek peyzaj mimarisinin çevredeki ilk izlerini taşımaya başladığı anlaşılan yöre bu semtlerdeki farklı kullanımlara tanıklık eden öğelere sahiptir. Sultanların su dolu testilere yaptıkları ok atışlarını gösteren anı taşları bu öğelerdendir. Bu nişantaşlarının sayısının bugün belirleyebildiğimiz sayının üstünde olduğu anlaşılmaktadır. Sedad Hakkı Eldem’in araştırma sonuçlarına yedi setli olduğu anlaşılan bu yamaçlardaki günümüze ulaşmayı başarabilmiş üç nişantaşı vardır. Gerek Ihlamur sırtlarında gerekse bugün Nişantaşı ve Teşvikiye yörelerinde karşılaşılan bu nişantaşları Sultan III. Selim ve II Mahmud’un da taşlarının bulunduğu ünlü Okmeydanı’nın yanısıra İstanbul’da bir başka spor alanının varlığını belgelemektedir.

İlginç olan Okmeydanı’nda olduğu gibi bu alanın yine bir hasbahçe ile sahilsaray’ın yakınında bulunması ve kent planının yaşantı biçimi ve beğenilerle koşutluk gösteren belirli bir program çerçevesinde değerlendirilişine önemli bir örnek oluşturmasıdır. Bu alanın daha geniş çevreye yayılan bir mesire haline dönüşmesinin ise Sultan Abdülmecid Döneminde gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Sultanın atalarına ait anılarıyla bütünleşen Ihlamur ağaçlarının yoğun gölgesindeki bu doğal çerçeve havuzlu ilk set ve üçüncü set yakınınbda bulunduğu bilinen Sultan Abdülmecid’in yaptırdığı 1855 tarihli çeşme bu alanda yoğunlaşan halkın beğenisiyle birlikte sultanın özel ilgisini de vurguluyor gibi görünmektedir.

Sultanın vadinin bu parçasındaki seçimi ile 18. yüzyıldan başlayarak devlet arazisi olan Hacı Hüseyin Bağları’nın da yeni bir değerlendirmeye alındığı anlaşılmaktadır. Neredeyse Beşiktaş’taki Hayrettin İskelesi’ne kadar ulaşan Ihlamur Deresi’nin ayırdığı sırtlardaki ıhlamur ağaçlarının gölgelendirdiği bu alan bu kez bir sultanın özel ilgisini çekmekte ve Sultan Abdülmecid tarafından sık sık tekrarlandığı anlaşılan küçük dinlencelere uygun bir ortam oluşturmaktadır.

Çağdaşlaşma sürecinde yenilikçi bir sultan

Eski bir hasbahçeyle içinde yer aldığı tarihi çevreye ilgi nedeniyle kendisinden önceki sultanlara özgü geleneksel bir beğeni çizgisi içinde görünen Sultan Abdülmecid zaman zaman gelenekselliğini ya da eski, alışılmış değerlere olumlu yaklaşımlarını sürdürürken çoğu zaman da çağdaş, batılı bir kimlik yansıtmaktaydı. Onun çağdaş olaylara, çağdaş bir değerler zinciri içinde bakışı özellikle bir “Tanzimat Sultanı” oluşunda somutlaşmaktadır.

 

Saltanatın hemen başlangıcında 1839 yılında Tanzimat’ın ilanı 18 yüzyıl başından itibaren etkilerini belirli bir biçimde göstermeye başlayan askeri ve teknik alandaki batılılaşma olgusunun bir başka deyişle çağdaşlaşmanın ivme kazandığı önemli bir dönemin de başlangıcı olmuştur. Giderek yönetsel ve kültürel alanda, beğenilerde, yaşam tarzında ve sosyal değerlerde köklü değişimlere neden olan bu çağdaşlaşma sürecinin ardında hazırlayıcı olarak Sultan Abdülmecid’in babası Sultan II. Mahmud dönemi bulunsa da batıya yönelişin hız kazandığı yılların önemli bir bölümü Sultan Abdülmecid’in saltanat yıllarıdır.

Osmanlı İmparatorluğu’nda kuruluştan beri söz sahibi olan sultanların yetkileri, batılılaşma olgusunun etkisiyle 1839’dan yani Tanzimat’ın ilanı ve Sultan Abdülmecid’in tahta geçişinden sonra giderek paylaşılmış ancak yine de dönemin sultanının tutum, görüş ve seçimleri önemini yeterince korumuştur. Tanzimat Sultanı Abdülmecid de dış görünüşünden başlayan bir modernleşmenin yanısıra yaşamı boyunca Batılı kültürel değerlere sıcak bakan kimi zaman bu değerleri ayrıntılı bir biçimde tanıma yoluna giden bir yapı ve kişilik özellikleri göstermektedir.

Gelenekselle çağdaşı, duygusal kişiliğinde bağdaştırabilen Sultan Abdülmecid Ihlamur gibi geçmişten anılar taşıyan bir yöreyi de batı esinli, çağdaş yapılarla değerlendirecek ve 19. yüzyıl mimarlığına Ihlamur Kasırlarını armağan edecektir.

Bir Sultanın mütevazi dinlence mekanı

Tanzimat Sultanı Abdülmecid’in Ihlamur Yöresine yönelik ilgisinin onun tahta geçiş tarihi olan 1839’un hemen ardından burada yeni bir yapılaşmaya neden olduğu da pek söylenemez. Bu düşüncelerimizi destekleyen ünlü Fransız ozan ve yazarı Lamartine’in o yıllarda Türkiye’de geçirdiği günleri anlatan anılarıdır. Ancak bu yapının köşk kavramının gerektirdiği gibi saray ölçeğinde bir görüntüye sahip olmadığı da yine Lamartine’in tanımlamalarından anlaşılmaktadır. Yapı sadece küçük mütevazi bir evdir.

Tahta geçtiği ilk yıllarda Ihlamur’daki bu son derece mütavazi mekan ve çevreyi sarayın yoğun siyasal atmosferi dışında yakalayabilen Sultan Abdülmecid yüzyılın ikinci yarısının başlangıcında burada yeni bir yapılaşma kararı vermiştir. Bu kararın oluşmasındaki en önemli nedenlerden biri de yüzyıl ortalarında yapımı süren ve 1856’da kullanıma giren imparatorluğun yeni yönetim merkezi ve sultanların yaşam biçimlerini de içeren Dolmabahçe Sarayı olmalıdır. O yıllara dek etkinliğini Çırağan ve Beşiktaş Sarayı’na karşı koruyan Topkapı sarayındaki yönetsel merkezin oldukça uzağında kaldığı söylenebilecek Ihlamur Mesiresi artık Boğaziçi’ne kayan imparatorluğun bu yeni politik merkezinin çok yakınındadır. Tüm birimleriyle kendi kendine yeterli bir site konumundaki Dolmabahçe Sarayı mesireye neredeyse bir soluk ötededir. O güne dek bu mesireyle birlikte adı geçen mesirenin yanındaki ıhlamurların gölgelendirdiği doğa parçasıysa Dolmabahçe Sarayı’nın inşasından sonra artık imparatorluğun bu yeni sarayıyla bütünleşecektir. Bu nedenle bu alanda Dolmabahçe Sarayı’nın mimari ve bezeme özellikleriyle ters düşmeyen ve hatta bütünleşen yapılara gereksinim duyulması günümüzde Ihlamur Kasrı olarak tanınan yapıların yapım nedenleri arasında görülmektedir.

 

Bir başka bakış açısına göre de bu yeni kasırlar aynı yıllarda ahşap iken yıkılıp yeniden kagir olarak yapılan Çırağan Sarayıyla Sultan II. Abdülhamid döneminde gelişimini tamamlayacak olan Yıldız Sarayı’nın ilk yapılarından Yıldız Köşkü ve Dolmabahçe Saray Kompleksi’nin oluşturduğu üçgen arasındaki bağlantının önemli bir noktasını oluşturacaktır. Böylece sultanın at ya da arabayla ulaşımda izlenen yol üstünde özel bir konumu olduğu anlaşılan bu yapılar 19. yüzyılda Batılı mimari öğelerin kullanımında ilginç örnekler sunan bir çevrede bir atlama taşı gibi gözükmektedir. Öte yandan merkez olarak Dolmabahçe Sarayı’nı seçen bir sultan için Ihlamur Kasrı, Haliç’e doğru uzanan bir başka “Sultan Youl” nun da yine önemli bir durağı durumundadır. 19. yüzyıl ikinci yarısında Kasımpaşa-Hasköy çizgisinde gelişen Osmanlı Tersanesiyle Aynalıkavak çevresinde yoğunlaşan yeni sanayi örgütlenmesi Sultan Abdülmecid’in Aynalıkavak Sarayı’na sık sık gidiş gelişlerinin ana nedenlerinden biri olmuştur. Bu nedenle sultanın bu yolu sık kullanması, yol üzerinde yeni bir sultan yapısına gereksinimi de beraberinde getirmiş olmalıdır. Doğal olarak bu mimari gereksinim de dönemin sarayca kabul gören mimari beğenisinin dışına taşmayan bir değerlendirme içinde gerçekleşecektir. Bu konuda görev verilenlerin de dönemin Osmanlı mimarisinde söz sahibi Balyan ailesinden seçilmesi kaçınılmaz görülmektedir.

Yapımını Nikoğos Balyan’ın üstlendiği konusunda görüşlerin yoğunlaştığı bu kasrın yapım sürecinin kısa bir dönemi kapsadığı anlaşılmaktadır.

Ihlamur Kasrı

Yüksek çevre duvarlarının sınırlan-dırdığı 24. 724 m2’lik ağaçlıklı bir alan içinde yer alan Sultan Abdülmecid Dönemi’nin bu iki küçük yapısı, inşa edildikleri yıllardan günümüze dek kimi zaman Nüzhetiye kimi zaman da Ihlamur Kasrı adlarıyla tanınmışlardır.

Yapımlarından hemen sonra, bulundukları yörenin adıyla özdeşleşen Ihlamur’daki sultan yapıları “sevinç, tazelik, ferahlık” anlamına gelen Nüzhetiye sözcüğü ile de anılmaya başlamış, Nüzhetiye adı aynı zamanda yapıların çevresinden geçen yola da verilmiştir.

O döneme ait belgelerde sürekli kullanılan “kasr” sözcüğü tek bir yapının varlığını gösterir gibidir. Oysa bu sözcük birkaç yapıyı tanımlar bir biçimde kullanılmış simgesel bir ifadedir. Yine belgelerden, duvarlarla çevrelenmiş bahçenin içinde iki ana yapı bulunduğu kesin olarak anlaşıl-maktadır.

Ihlamur Kasrı’nda kullanılan halılar

Ihlamur Kasrında bulunan madalyonlu halılardan biri envanter numarası 66/5 olan 3.95x4.75 metre boyutla-rındaki yün halıdır. Ihlamur Kasrı’nın 1 numaralı odasında bulunan bu yün halıda ikişer ince bordür arasında kırmızı zeminli geniş bordür yer alır. Geniş bordür yaprak ve çiçek motiflidir. Zemin kırmızıdır. Göbek, sarı zeminde yeşil, kırmızı ve mavi renklerde stilize çiçek bezemelidir. Köşeleri bitkisel motiflidir.

Kasırda bulunan bir diğer madalyonlu halı ise envanter numarası 66/33 olan 8.00x 4.00 metre ölçülerindeki yün halıdır. Kasrın 2 numaralı odasında bulunan bu yün halıda iki ince bordür arasında lacivert zeminli geniş bir bordür bulunur. Bu bordürde baklava ve kitabe formlu alternative kartuşlar yer alır. Kartuşların araları ve içleri kıvrık dal ve çiçek dolguludur. Köşeler, pembe zemin üzerine serpme çiçekli, üst ucunda üç tam, iki yarım madalyon motiflidir. Halının göbek kısmını oluşturan büyük madalyon motifi on altı küçük madalyon motifinin bir araya gelmesinden oluşmuştur. Madalyonun içinde köşelerdeki motifler tekrarlanmıştır. Zemin bitkisel bezemelidir.
Cumhuriyetin ilk yıllarında Ihlamur Mesiresi ve Kasır
Yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu ilk yıllarda Ihlamur Mesiresi’nde ilginç gelişmeler kaydedilir. 1924 yılında çıkarılan 431 sayılı yasayla sultan ve ailesine ait saray, köşk ve kasırlar içlerindeki eşyalarıyla birlikte millet malı olarak kabul edilirken, hanedanın tüm arazileri de bu kapsamda değerlendirilmiştir. Oysa Belediye Eski Eserler Encümenindeki Ihlamur Mesiresi ile ilgili 520 sayılı kayıt son derece şaşırtıcı sonuçlar ortaya koyar. Buna göre içinde bir gazino ile bir kahve bulunan Ihlamur Mesiresi Sultan Abdülmecid ve Sultan II. Abdülhamid adlarına kayıtlıyken, 23 Ağustos 1926’da hazine adına tescil edilmiştir.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında mülkiyet açısından çok ilginç tartışmalara neden olan Ihlamur Mesiresi’nde durum böyle iken meclis yönetimine verilen kasrın da geçici olarak bir iki askeri makam sahibine hizmet verdiği de bugüne dek gelen bilgiler arasındadır.

1924’ten sonra yaklaşık 25 yıl pek fazla ilgi görmediği anlaşılan kasır, 1951 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından İstanbul Belediyesi’nin kullanımına verilmiştir. Belediye 15 Ekim 1952’de Harem ya da Maiyyet Köşkü olarak bilinen yapıda yapım emrini veren Tanzimat Sultanı Abdülmecid’le bir anlamda özdeşleşen Tanzimat Müzesi’ni açmış diğer yapı ise özgün mobilyasıyla bir müze olarak halkın ziyaretine açılmıştır. 14 yıl açık kalan bu iki müze de 1966’da kapanmış, yapıları devaralan yine Türkiye Büyük Millet Meclisi olmuştur. 1976-1985 yılları arasında uzun süren bir restorasyon dönemi geçiren yapılar, tamamlanan bahçe düzenlemesi ile birlikte halkla bütünleşecek yeni ve çağdaş kullanımlar için hazırlanmıştır.

Bir Müze- Saray olarak Ihlamur Kasırları

Onarılarak çağdaş işlevler kazandı-rılan ve geniş bahçesiyle bir müze-saray olarak düzenlenen Ihlamur Kasrı, 1985’teki açılışıyla kültür ve sanat alanında kendine özgü yerini almaya başlamıştır. Mabeyn Köşkü, özgün eşyası ile müze-saray olarak değerlendirilmiş, Maiyet Köşkü de bir oturma ve seyir mekanı olarak düzenlenmiştir. Bahçe’de yakın geçmişe kadar lojman olarak kullanılan yapı ise müze–sanat ilişkisini kuran yeni işlevi ile özellikle çocukların, giderek gençlerin resim, heykel ve tiyatro çalışmalarını sürdürdükleri ve sürdürecekleri bir mekan olarak değerlendirilmiştir.

20. yüzyıl sonunda, her yaş grubunu temsil eden izleyeicilerin ve çocukların tarih-doğa ilişkisini rahatlıkla kurabileceği, tarihi ağaçların gölgelendirdiği kasır bahçesi, ortadaki büyük havuz, setli bahçedeki küçük havuz ve gezinti yolları ile tarihi taş ve mermer malzemenin sergilendiği bir açık hava müzesi görünümüne kavuşmuş olacaktır. Gittikçe yaygınlaşan çocuklara yönelik resim ve drama kurslarıyla geçmişi tanıtan çok yönlü sanatsal etkinlikleriyle Ihlamur Kasrı ve bahçesinde Beşiktaş çevresinin önemli bir kültür odağının oluşturulması amaçlanmaktadır.

kaynak:dekoronline

  Haberin Okunma Sayısı: 388
 
Bu Haberi; Kaydet Yazdır      
 


    Yorum Ekle

Bu Habere Daha Önce Hiç Yorum Yapılmamış

 

   Rastgele 10 Haber
 
  Antrenizi düzenlemenin 2 pratik yolu
  LAMP 83'ten yeni seri Downlight...
  Türkiye’nin Bilinen Altın Rezervi 700 Ton
  Ankara, 90 milyon dolara dev alışveriş merkezine kavuşuyor
  Perili Köşk, 6 milyon dolara canlandı, holding merkezi oldu
  Hazine Arazileri de Açık Artırmayla Satılacak
  Müteahhitlerin "Oda Olma" İsteği
  2 milyar YTL’lik karoda nostaljiyi çiniyle yakaladık
  Çocuklar BOO ile Banyoları Seviyor
  Bahçeler Pelsan ile şık ve güvenli....
   Taglar
  MADALYONLU, YÜN, HALILAR, ev  

 


.
Tüm Hakları Saklıdır © 2008

  İçeriğimizi kullanmak yasaktır.     Açık Öğretim  AÖF