Afrin masada kaybedilen vatan toprağı

Afrin’in Tarihi Süreci ve
Coğrafi Konumu

Afrin, Halep’in yaklaşık 50 km kuzeybatısında yer alan ve adını Afrin nahiyesinden alan bölgenin adıdır. Afrin, Türkiye ile sınır bir ilçe olup ilçenin merkezi Afrin kasabası, Türkiye’ye yaklaşık 30 km mesafededir.

Tarihsel süreçte Halep şehrine bağlı olduğu için bölge tarihi Halep’in geçirdiği hususiyetler temelinde şekillenmiştir. Nitekim Halep’in kuzeyindeki Afrin, bu süreçte Halep’e bağlı muhtelif kazaların ortak arazisi durumunda olmuştur. Osmanlı idaresine girdikten sonra önemli bir kısmı Azez Kazasına bağlı olan Afrin’in bir kısmı ise bölgedeki diğer kazalara bağlıydı.

Nitekim Osmanlı idaresine girdiği dönemden son döneme kadar; bağımsız olarak Afrin’in herhangi bir idari statüsü yoktu.

Bugünkü Afrin ilçesi sınırları, Harim Kazası, Bakraz Kazası ile Azez Kazası üçgeninde idi. Bugünkü Afrin şehri ise, Azez merkezi ile Derbisak nahiyesi ile Râvendân nahiyesi arasında kalan bir köy konumunda idi. Dolayısı ile bugünkü Afrin’in kasaba, köy ve mezraları ise yukarıda zikredilen idari birimlere bağlıydı.

Afrin’in güneyinde yer alan Kürt Dağı da, bölgenin tanımlanmasındaki önemli yerlerden biri olmuştur.

Afrin’in Demografik Yapısı

Afrin günümüzde Suriye Kürtlerinin en yoğun yaşadığı bölgelerden biri olmakla birlikte bir miktar Türk ve önemli sayıda Arap’ın da yaşadığı bir ilçedir. (Tahmini %45-50 Arap - %40-45 Kürt - %10 Türk) Günümüzde Afrin sınırlarındaki Meryemeyn, Deyr Suvan, Çeleme, İki dam ve Muarrata Köyleri Türkmenlerin yoğun olarak bulunduğu köylerdir.

Konuya ilişkin tarihsel bir belgede de Afrin nüfusuna dair önemli bilgiler yer almaktadır. 1918 yılı Ekim ayına ait bir arşiv belgesinde yer alan ifadelere göre “Türk Arap mıntıkası hudûdu Asi nehrini geçtikten sonra nehr-i Afrin vadisinin güneyinden devam ederek Ahterin’e kadar gelir. Nehr-i Afrin vadisi tamamen Kürt ve Türktür. Hatta orada bulunan bir dağa Kürt dağı denilir. Bu hudûdun Ahterin’e kadar güney kısmı Arap; kuzeyi Türk ve Kürt olduğu gibi Ahterin’in kuzeyi de tamamıyla Türk’tür.” Böylece Afrin’in aslında sadece bir Kürt şehri değil aynı zamanda bir Türk şehri de olduğu görülmektedir.

30 Ekim 1918
Mondros Mütarekesi’nde Afrin

Afrin, Milli sınırların bir parçası olarak Birinci Dünya Savaşı boyunca Osmanlı topraklarında kalmıştır. Mondros Mütarekesi imzalandığında Osmanlı Ordusunun, İngiliz ilerleyişine karşı Hatay’ın güneyinden itibaren oluşturduğu savunma hattı Afrin Nehri’nin güneyinden geçerek Der-Cemal mevkiine ulaşıyordu. Bu savunma hattı ile Afrin çepeçevre Osmanlı Ordusu birliklerinin en yoğun konuşlanma ve savunma tertibatı aldığı toplanma alanı olmuştu.

Nitekim Mustafa Kemal Paşa’nın komuta ettiği 7. Ordu’nun karargâhı, Afrin sınırlarındaki Raco’da idi. 7. Ordu’ya bağlı 3. Kolordu ise Afrin şehir merkezinde karargâh kurmuştu. Der-Cemal ve güneyindeki Afrin Nehri’nde kurulan Türk savunma hattını 3. Kolorduya mensup askerler koruyordu. 24 Tümen ise bugünkü Afrin’in 5 km güneyinde yer alan Kerzecil’de konuşlanmıştı. Buna rağmen Mondros Mütarekesi’nden itibaren başlayan haksız ve hukuksuz İngiliz işgali, 12 Mart 1919’da Afrin’in de işgal edilmesi ile devam etmiştir.

Milli Mücadele Döneminde Afrin

Afrin’in evvela İngilizler ve ardından Fransızlar tarafından işgal edilmesiyle birlikte Anadolu’daki Milli Mücadeleyle eş zamanlı olarak Afrin’de de aynı direniş vuku bulmuştur. Milli Mücadele döneminde Afrin’de, Türkler ve Kürtler birleşerek Kuva-yı Milli’ye oluşturmuşlar ve 2. Kolordu’ya bağlı faaliyet göstermişlerdir. Afrin’deki kuvvetlerin bu dönemde vazifesi, Adana ve Antep’te bulunan işgal kuvvetleriyle Halep’teki Fransız karargahının irtibatını ve nakliyesini kesmekti. Bu bağlamda bölgedeki Kürt aşiretleri ve Türkmen grupları, birleşerek Türk komutanların emrinde Fransızlara karşı mücadele vermişlerdir.

Bölgedeki koordinasyonu sağlamakla görevli Polat Bey olmuştur. Yine Meydân-ı Ekbez’de bulunan Hacı Hannan Bey de bu koordinasyonun bir parçasıdır.

Afrin ve Kürt Dağı bölgesindeki direniş kuvvetlerinin bu dönemdeki en önemli fonksiyonu, Fransızların Antep, Maraş, Kilis gibi şehirlerdeki birliklerini; askeri, lojistik ve teçhizat olarak takviye ettikleri yer olan Katma-Islahiye ulaşımını engellemek ve Fransız birliklerine saldırılar düzenleyerek onları yıpratmaktı.

Fransız işgaline karşı direnişe geçen ve birlikte topraklarını savunan Türk ve Kürtler, Milli Mücadele de, Fransızlara karşı etkin mücadele de bulunabilmek için Ankara’dan cephane talep etmişlerdi.

1920 yılı ortalarında, bölgedeki Türk ve Kürt aşiretlerinden oluşturulan müfrezeler, Fransızların Adana ve Antep’i takviye etmemesi için büyük fedakârlıklar üstlenmişlerdir. Nitekim Afrin’deki Kuvâ-yi Milliye birlikleri Raco-Katma arasındaki tren raylarını gece yarısı sökmüşler ve Fransızların Katma civarına gelen treni raydan çıkmıştır. Bu arada pusuya yatan kuvvetler de Fransızlara saldırmıştır. Bu olayda Fransızlar birçok zayiat vermişlerdir. Fransızlar düştükleri bu tuzak üzerine, Afrin civarındaki köylere, Ermeni çetelerini göndererek intikam almaya çalıştıkları görülmektedir.

Ağustos 1920 tarihli belgeye göre, Afrin’de Kuvâ-yı Milliye adına faaliyet gösteren birlik miktarı, aşiretlerle birlikte ortalama 2.000 kişiye ulaşmaktaydı. Bu dönemde Halep’e harekât icra eden akıncı müfrezelerine destek olunması istenen Jandarma Mülazımı Kemal Efendi, Afrin bölgesinden 500 kadar bir kuvvet toplamıştır. Daha sonra düşmanın harekâtı mucibince, Afrin dâhilindeki Ekbez ve Raco istasyonlarına saldırılılar düzenleyerek Fransızlara zayiat verdirmişlerdir.

Eylül 1920’de, Fransız işgali altında bulunan Kürt Dağı, Türkmenler tarafından kuşatılmış ve buradaki işgalci güçlere karşı mücadele edilmiştir.

Afrin bölgesinde 1921 yılı boyunca da, Milli Mücadele harekâtı, Fransızlara karşı devam etmiştir. Bölgenin bu yıl içerisinde, Fransızlar ve Milli kuvvetler arasında el değiştirdiği anlaşılmaktadır. Bilhassa Fransızların Afrin sınırlarından geçen tren hattını, Anadolu’daki birliklerini sürekli destek gönderebilmek için kontrol altında tutmak istediği belgelerden takip edilebilmektedir. Bunun üzerinde Fransızlarla Afrin ve çevresinde verilen çetin mücadelelere binaen, Umum Suriye Teşkilat ve Harekât Harp Reisi Yarbay Özdemir Bey, 2. Kolordu Kumandanlığı’na gönderilen yazıda; Kürt Dağı civarında muntazam bir Türk birliğinin bulunması gerektiğini dile getirmiş ve 2. Akıncı Müfrezesi’nin bu ihtiyacı karşılayacak kudrette olduğunu ifade etmiştir.

Polat Bey de, Antep Mıntıka Kumandanlığı’na gönderdiği yazıda; Afrin bölgesindeki kuvvetlerden daha fazla istifade edilmesi için, buradaki dağınık birliklerin idaresinin düzenlenmesini talep etmiştir.1921 yılında Afrin civarında, Kuvâ-yı Milliye adına işgal kuvvetlerine karşı faaliyeti, 2. Kolordu Kumandanlığı’na bağlı olarak burada faaliyet gösteren komutanlardan Asım ve Bedri Bey (1. Akıncı Müfrezesi Kumandanı) müfrezlerinin yürüttüğü görülmektedir. Nitekim Asım ve Bedri Beyler, bölgede konuşlu bulunan Fransız birliklerine tuzaklar kurmuşlardır. Bu bağlamda, 2 Fransız taburuna bir gece vakti baskın vererek önemli zayiat verdirmişlerdir. Nitekim Kuvâ-yi Milliye’nin Afrin’in kuzeyindeki Raco, Ekbez hattını Fransızlardan aldığı ve kontrol altında tuttuğu anlaşılmaktadır.

Afrin bölgesindeki harekât özellikle Türk-Fransız görüşmeleri esnasında iyice yavaşlamıştır. Milli birliklerin harekâtında önemli bir nokta olan Ekbez kasabasındaki idari ve askeri yapının geri çekilmesini Fransızlar bu yüzden talep etmişlerdir. Fransızlara göre, Londra Konferansındaki karar gereğince, Kuvâ-yı Milliye memurları Meydân-ı Ekbez’i terk etmeliydiler. Fransız Kumandanı bu konuda ilgili memurlara telgraf yazarak, kasabayı boşaltmalarını istemiştir.

Ekim 1921 Ankara Antlaşması ve
Afrin’in Türkiye Sınırlarından
Ayrılması

Afrin gerek Mondros Mütarekesi sırasında dahi Türk Ordusu’nun kontrolünde olması gerekse tarihi ve demografik gerekçelerle Misak-ı Milli topraklarına kesin olarak dahil olan bir bölgedir.

Nitekim Ankara Antlaşması öncesi Türkiye ve Fransa arasında Suriye sınırına dair görüşmeler devam ederken; konuya dair görüş bildiren 2. Kolordu Kumandanı Selahaddin Adil Paşa, Kilis ve Afrin’in ikiye taksim edilerek, farklı idarelere verilmesinin mahzurlu olacağını, bunun dışında İlbeyli ve civarındaki hattın tamamen Türkmen olduğunu, eğer bu Türkmenlerin sınırın iki tarafında bırakılarak ayrılması durumunda büyük ihtilafların olacağını dile getirmiştir

Afrin’in Türkiye sınırlarında yer alması gerektiğine dair dönemin Erkân-ı Harbiye Reisi İsmet Paşa’nın, Maraş’taki Adana ve Havalisi Cephe Kumandanlığı’na gönderdiği yazıda, Türkiye’nin güney sınırının Mustafa Kemal Paşa başkanlığındaki Bakanlar Kurulu tarafından şu şekilde tarif edildiğini belirtmiştir:

Türk sınırı, Hatay bölgesindeki bugünkü Türkiye-Suriye sınırının 44 km güneyinde, Lazikiye’nin ise 6 km kuzeyinde yer alan İbn-i Hani Burnundan başlıyor, Afrin, Azez Katma ve Tel-Rıfat’ın güneyinden geçerek Cerablus’un güneyinde (Sacur Nehri doğal sınır olarak düşünülmüştür.) Fırat Nehri’ne ulaşıyordu.

Türk heyetinin Afrin’in Türkiye bırakılması teklifi, Fransızların çıkarlarına aykırı olduğu gerekçesiyle kabul görmemiştir. Fransız General Gouraud, hazırladığı bir raporla, Türkiye’nin önerdiği sınırın Fransız çıkarlarına ters düşeceğini ve kabul edilmesinin mümkün olmadığını belirtmiştir. Özellikle bu raporda, stratejik nokta olan Katma ve Afrin bölgesinin Türkiye’ye bırakılamayacağı ifade edilmiştir.

Bakanlar Kurulunun kararını aktaran İsmet Paşa aynı yazısında, bu hattın Türk ve Arap nüfus dikkate alındığında hakiki bir Türk-Arap hududu olduğunu dile getirmiştir. Buna rağmen Fransızların yoğun itirazları ile Türkiye, Ankara Antlaşması’nı kabul etmiş ve 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Antlaşması ile Afrin resmen ve hukuken Türkiye sınırlarından ayrılmıştır.

(Kaynakça)

1. Tarihçi ve Uluslararası İlişkiler Uzmanı Enes Demir. (tarihcienesdemir@gmail.com)

2. 397 Numaralı Haleb Livâsı Mufassal Tahrîr Defteri (943/1536), c.1, Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara 2010, s.141; http://www.suriyeliturkmenler.com/turkmen-yerlesim-durumu-ve-koyeleri/, [28.04.2017 tarihinde erişildi].

3. Enes Demir, Yeni Belgeler Işığında Vazgeçilmeyen Topraklar Misak-ı Milli, Post Yayınları, Ankara 2017, ilgili sayfalar; BOA. HR. SYS. 2304/08;

4. ATASE. İSH.8/118; Türk İstiklal Harbi Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı I, Genelkurmay Başkanlığı Yayınları, Ankara 1992, s.72.

5. ATASE. İSH.796/54; Ömer Osman Umar, Türkiye-Suriye İlişkileri (1914-1940), Fırat Üniversitesi Orta-Doğu Araştırmaları Merkezi Tarih Şubesi Yayınları, Elazığ 2003, ss.80, 103-104.

6. ATASE. İSH.796/65; 1320/43; 1319/95; 1319/138; 1319/128; Türkiye-Suriye İlişkileri, s.173; M. Derviş Kılınçkaya, Arap Milliyetçiliği ve Milli Mücadelede Türkiye-Suriye İlişkileri (30 Ekim 1918-21 Temmuz 1921), Hacettepe Üniversitesi, Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü, Doktora Tezi, s.216.

7. ATASE. İSH.623/138; 796/2.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.